Content area
Abstract
Siyasî, iktisadî ve stratejik konumundan dolayı Çarlık Rusyası’ndan sonra Sovyet Rusya hâkimiyeti altına giren Azerbaycan Türkleri, bir kez daha kendi dil, din, kültür ve geleneklerine zıt unsurların etkisi altında kalmışlardır. Lenin’in SelfDeterminasyon manifestosuna rağmen Rusya egemenliğindeki milletlere kendi kaderlerini tayin hakkı verilmemiştir. Çünkü Sovyet adı verilen bu birlik, demir perdelerle kapatılmış ve âdeta “halklar hapishanesi”ne dönüştürülmüştür. Hatta Sovyetler Birliği Başkanı Stalin daha da ileri giderek Rusya hâkimiyeti altında bulunan halkları kontrol altında tutmak için “milliyetler politikası” geliştirmiş ve böylece Azerbaycan Türklerinin dinî ve millî kimliklerini tahrif etmeye çalışmıştır. Sovyetlerin Ruslaştırma politikasına karşı gelen aydınlar ise paranoyak bir şekilde milliyetçi, ulusçu ve dış güçlerin ajanı olmakla suçlanmış, baskı altına alınarak ya idam ya sürgün ya da hapsedilmişlerdir. Ancak hiçbir güç ve kuvvet Azerbaycan Türklerinin dinî ve millî mücadele azmini kıramamıştır. Bilakis, Sovyetlerin baskı siyasetinden yeterince çeken Azerbaycan Türkleri ulusal mücadele başlatmışlardır. Böylece 1991’de diğer Türk Cumhuriyetleri gibi bağımsızlıklarını ilan ederek dinî ve millî kimlik sorunlarının çözülmesi yolunda çok önemli adımlar atmışlardır.





