Headnote
ABSTRACT
The Ottomans showed great interest in Ibn 'Arabi's (638/1240) thoughts and books. The Ottoman sultans also valued the narrations attributing the foundation of their state to Ibn 'Arabi and supported his ideas. It is noteworthy that the heads of the madrasahs established in the Ottoman Empire, the first period sheikhulislams and kadis made efforts to spread Ibn 'Arabi's ideas. This situation caused Ibn 'Arabi to become the symbol of the theoretical school of Sufism in Ottoman society. The society of Damascus, on the other hand, generally showed little interest in Ibn 'Arabi and his works before the Ottomans. After Damascus came under Ottoman rule, however, interest in Ibn 'Arabi increased in the region. This became even more prominent when Ottoman governors and qadi's made it a tradition to visit Ibn 'Arabi's grave. Ibn 'Arabi was also held in high esteem among the people, who believed in Ibn 'Arabi's wilayat. These developments are important in terms of the spread of Ibn 'Arabi's ideas in Damascus. During the Ottoman period, especially in the 16th century, interest in Ibn 'Arabi increased with the support of Ibn Kemal Pasha. In the 17th century, this interest continued. Abdulghani al-Nablusi became the leading figure of Ibn 'Arabi's school in the 18th century. In the 19th century, with the efforts of Emir 'Abd al-Qādir al-Jazā'īrī, the number of Sufis and scholars belonging to Ibn 'Arabi's school increased. In this period, Ibn 'Arabī's evrād and commentaries also gained importance. Many of the scholars of Damascus, especially Bahā al-DIn b. 'Abd al-Ghānī al-Baytar and Muhammad Amin b. Muhammad Suwayd, regularly read Ibn al-'Arabl's works and had them read to their students. The interest in and respect for Ibn 'Arabi in Damascus showed a tendency towards theoretical Sufism, although the general Sufi line tended to emphasise practical Sufism. Ibn 'Arabi's personality has gained a special position in Damascus society throughout history. The widespread use of epithets such as Shaykh al-Akbar was an indication of this. Scholars and Sufis highly valued Ibn 'Arabi's teachings, and important commentaries were written especially on his master work Fusūs. There were also criticisms and debates against Ibn 'Arabi. Especially his views in his book Fusūs al-Hikam were criticised and even takfirised by some scholars. However, the official attitude of the Ottoman Empire was to support Ibn 'Arabi and to oppose his criticisms. In time, Ibn 'Arabi's works were defended and criticisms were answered. Ottoman governors investigated and punished those who attacked Ibn 'Arabi's views in Damascus. However, this attitude led to the emergence of criticism and opposing views among Ottoman jurists, ibn 'Arabi's tomb was constantly visited during the Ottoman period, and these visits increased especially on Friday nights. Ottoman statesmen, sheikhs and scholars visited ibn 'Arabi's tomb first when they entered Damascus. In time, this interest in visiting the tomb turned into a desire to bury important personalities, and many Ottoman greats preferred to be buried near ibn 'Arabi's tomb. The efforts of Ottoman statesmen and sheikhs to be buried around Ibn 'Arabi show the influence of this region during the Ottoman period. Ibn 'Arabi's teachings received considerable attention in Damascus during the Ottoman period and were embraced by statesmen, scholars and Sufis. The Ottomans took various measures to protect and promote Ibn 'Arabi's legacy. However, this interest generally remained among certain groups and did not reach the masses. Orders generally showed interest in Ibn 'Arabi's understanding of wahdat al-wujud. In Damascus, Ibn 'Arabi's ideas were occasionally criticised and defended.
Keywords: Sufism, Damascus, ibn Arabi, Ottoman, Wahdat al-Wujud, Futuhat, Fusus.
ÖZ
Osmanlılar, İbnü'l-Arabî'nin (ö. 638/1240) düşüncelerine ve kitaplarına büyük ilgi göstermiştir. Osmanii padişahları da, devletlerinin kuruluşunu İbnü'l-Arabî'ye nispet eden rivayetlere deǧer vermiş ve onun fikirlerini desteklemiştir. Osmanlı'da kurulan medreselerin başında olan kişilerin, ilk dönem şeyhülislam ve kadıların İbnü'l-Arabî'nin fikirlerini yayma çabaları dikkat çekmektedir. Bu durum, İbnü'l-Arabî'nin Osmanii toplumunda nazarî tasavvuf ekolünün sembolü haline gelmesine neden olmuştur. Şam toplumu ise genelde Osmanii ile karşılaşmadan önce İbnü'l-Arabî'ye ve eserlerine az ilgi göstermekteydi. Şam'ın Osmanii yönetimine girmesinden sonra ise bölgede İbnü'l-Arabî'ye ilgi artmıştır. Osmanii valileri ve kadıların İbnü'l-Arabî'nin kabrini ziyaret etmeyi gelenek haline getirmeleriyle daha da belirgin hale gelmiştir. Halk arasında da İbnü'lArabî'nin velayetine inanılarak büyük bir hürmet görmüştür. Bu gelişmeler Şam'da İbnü'l-Arabî'nin fikirlerinin yayılmaması açısından önem arz etmekdedir. Osmanii döneminde, özellikle on altıncı yüzyılda İbn Kemal Paşa'nın desteǧiyle İbnü'l-Arabî'ye olan ilgi artmıştır. On yedinci yüzyılda da bu ilgi devam etmiştir. Abdulgani en-Nablusî, on sekizinci yüzyılda İbnü'l-Arabî ekolünün önde gelen ismi olmuştur. On dokuzuncu yüzyılda, Emir Abdülkadir el-Cezâirî'nin çabalarıyla İbnü'l-Arabî ekolüne mensup sufi ve âlimler çoǧalmıştır. Bu dönemde İbnü'l-Arabî'nin evradı ve şerhleri de önem kazanmıştır. Şam ulemasından birçok kişi, özellikle Bahâüddin b. Abdülganî el-Baytar ve Muhammed Emin b. Muhammed Süveyd gibi şahsiyetler, İbnü'l-Arabî'nin eserlerini düzenli bir şekilde okumuş ve öǧrencilere okutmuştur. Şam'da İbnü'l-Arabî'ye olan ilgi ve saygı, genel tasavvufî çizgi içinde amelî tasavvufa aǧırlık verilmesine raǧmen, nazarî tasavvufa yönelik bir eǧilim göstermiştir. Şam toplumunda tarih boyunca İbnü'l-Arabî'nin şahsiyeti özel bir konum kazanmıştır. Onun için Şeyhu'l-Ekber gibi lakapların yaygınlaşması bunun göstergesi olmuştur. Âlimler ve mutasavvıflar İbnü'l-Arabî'nin öǧretilerine büyük deǧer vermiş, özellikle baş eseri FusÛs'a önemli şerhler yazılmıştır. İbnü'l-Arabî'ye yönelik eleştiriler ve tartışmalar da yaşanmıştır. Özellikle FusÛsul-Hikem kitabındaki görüşleri bazı âlimler tarafından eleştirilmiş ve hatta tekfir edilmiştir. Ancak Osmanii Devleti'nin resmi tutumu, İbnü'l-Arabî'ye destek vermek ve eleştirilere karşı çıkmak şeklinde olmuştur. Zamanla, İbnü'l-Arabî'nin eserleri savunulmuş ve eleştirilere cevaplar verilmiştir. Osmanii valileri, Şam'da İbnü'l-Arabî'nin görüşlerine saldıran kişileri soruşturmuş ve cezalandırmıştır. Ancak bu tutum, Osmanii fakihleri arasında da eleştiri ve karşıt görüşlerin ortaya çıkmasına neden olmuştur. İbnü'l-Arabî'nin kabri Osmanii döneminde sürekli olarak ziyaret edilmiş, bu ziyaretler cuma geceleri özel olarak artmıştır. Osmanii devlet adamları şeyhler ve âlimler, Şam'a girişlerinde önce İbnü'l-Arabî'nin kabrini ziyaret etmişlerdir. Kabir ziyaretine olan bu ilgi, zaman içinde önemli şahsiyetlerin defnedilme arzusuna dönüşmüş, Osmanii büyüǧü olan birçok kişi İbnü'l-Arabî'nin kabri yakınında gömülmeyi tercih etmiştir. Osmanii devlet adamları ve şeyhlerinin İbnü'l-Arabî'nin etrafında defnedilme çabaları, bu bölgenin Osmanlılar dönemindeki etkisini göstermektedir. Osmanii döneminde Şam'da İbnü'l-Arabî'nin öǧretileri önemli ölçüde ilgi görmüş, devlet adamları, âlimler ve sÛfîler tarafından benimsenmiştir. Osmanlılar, İbnü'l-Arabî'nin mirasını koruma ve destekleme amacıyla çeşitli önlemler almıştır. Ancak bu ilgi genellikle belirli gruplar arasında kalmış ve geniş kitlelere ulaşmamıştır. Tarikatlar genellikle İbnü'l-Arabî'nin vahdet-i vücÛd anlayışına ilgi göstermiştir. Şam'da İbnü'l-Arabî'nin fikirleri zaman zaman eleştirilmiş, buna karşılık sevenleri tarafından savunulmuştur.
Anahtar Kelimeler. Tasavvuf, Şam, Osmanii, İbnü'l-Arabî, Vahdet-i VücÛd, Futuhât, FusÛs.
Giriş
Osmanlılar, Anadolu'da ilk beyliklerinin kuruluşundan itibaren İbnü'l-Arabî'ye, onun kitaplarına ve fikirlerine özel bir ilgi duymuştur. Büyük bir ihtimalle bu ilginin tohumları, İbnü'l-Arabî'nin Konya ve Malatya'da ikamet ettiǧi sekiz yıl boyunca Anadolu topraǧına ekilmiştir. Anadolu'da daha sonra onun ekolünü ve fikirlerini sürdürecek birçok âlim ve mutasavvıf kendisinden ders almıştır. Osman Gâzî ilk beyliǧini kurarken onu destekleyen Âhî şeyhlerinden biri olan Şeyh Edebâli gibi bazı önemli şahsiyetler de Şam'daki öǧrencileri arasındadır. İbnü'l-Arabî, Anadolu'da kaldıǧı süre boyunca Selçuklu sultanları tarafından memnuniyetle karşılanmış ve desteklenmiştir. Osmanii sultanları da devletlerinin zuhurunu haber veren rivayetleri ona nispet etmeleri ve kendisine olan övgüleri ile İbnü'l-Arabî'ye verilen deǧer konusunda Selçukluların izinden gitmiştir. Bu rivayetler sıhhatine bakılmaksızın, İbnü'lArabî'nin şahsiyetinin Osmanii toplumunun muhayyilesinde resmetmiş olduǧu genel çehreye ve iki tarafın arasında kurulan özel baǧa işaret etmektedir. Bursa'daki ilk dinî medresenin kurucusu, Osmanii Devleti'nin ilk kadısı ve şeyhülislamı DâvÛd-ı Kayseri, İbnü'l-Arabî'nin fikirlerini yayıp, kitaplarını şerh eden ve İbnü'l-Arabî ekolünün Anadolu'da yerleşmesini saǧlayan şahsiyetler arasında sayılmaktadır. Bunların sonucunda İbnü'l-Arabî, tarih boyunca Osmanh'nın önemli şahsiyetleri, şairler, edipler ve devlet adamları tarafından övgüyle anılan İrfâniyye ekolünün sembolü olmuştur.1
Şam'da Osmanii valileri İbnü'l-Arabî'nin görüşlerine saldıran kişilerin soruşturulması ve cezalandırılması için gayret göstermiş, bu cezalar bazen ölüm cezasına kadar ulaşmıştır.2 Nitekim Şeyhülislam İbn Kemal Paşa, İbnü'l-Arabî'yi beraat ettirdiǧi ünlü fetvasında bu soruşturmayı şart koşmuştur: "Kim onu -İbnü'l-Arabî'yi- inkâr ederse hata etmiştir. Eǧer inkârında ısrar ederse dalalete düşmüştür. Sultanın bu kişiyi cezalandırması ve bu inançtan döndürmesi icap eder. Çünkü Sultan iyiliǧi emredip kötülükten nehyetmekle yükümlüdür."3 Bununla beraber bu tutuma muhalif olup, İbnü'lArabî'yi eleştiren ve onun görüşlerine karşıt risaleler kaleme alan Osmanii fakihleri de bulunmaktadır. Örneǧin İstanbul'daki meşhur Hanefî fakihlerinden biri olan MültekaTebhur kitabının sahibi İbrahim elHalebî (ö. 1549), sufî kimliǧine raǧmen İbnü'l-Arabî'nin FusÛsul-Hikem'deki fikirlerini eleştirmiş, bu konuda NFmetuz-zerFa fi nuşreti'ş-şerFa isimli risalesini ve bu görüşe muhalif diǧer risalelerini kaleme almıştır.4
İbnü'l-Arabî'nin vefatından sonra onun etkileri ile ilgili genel çalışmalar bulunmakla birlikte5, bilhassa Şam'daki etkileri hususunda müstakil bir çalışma yapılmamıştır. Bu makale İbnü'l-Arabî'nin Şam'da medfiın olması hasebiyle Osmanii dönemi Şam'daki izlerini takip etme açısından önemli bir boşluǧu dolduracaktır. Makalemizde, İbnü'l-Arabî'nin Şam'daki konumunu ve toplumun ona bakışında MemlÛk ve Osmanii dönemleri arasındaki deǧişimini, Şam'ın âlimleri, sufileri ve halkı üzerindeki etkisi incelemeye çalışılacaktır. İbnü'l-Arabî'nin Osmanii dönemindeki takipçilerinin izini sürmek için başta gelen eserler Muhammed Şemsüddîn İbn TolÛn'a (ö. 953/1546) aittir. Onun el-Kalâidu'lCevheriyye fi Târîhi's-Sâlihiyye ve MüfâkehetuTHillân adlı eseri bu önemli kaynaklar arasındadır. Çünkü o, Sultan Selim'in Şam'a gelişine şahit olmuş, İbnü'l-Arabi'nin şehirdeki statüsünü artırmak için gerçekleştirdiǧi hizmetleri kitaplarında kayda almıştır. Hatta Sultan İbn Arabî için bir cami inşa ettirince ilk imamlık görevini üstlenen kişi olmuştur. Diǧer önemli kaynaklar ise Şam ile ilgili tabakât kitaplarıdır. Bunlar arasında, Muhammed Emîn Muhibbî'nin Hulâsatul-Eser fi A'yâniTKarniTHâdiye 'Aşar, Halil Murâdî'nin Silku'd-Dürer fi A'yâniTKarni's-Sâniye 'Aşar ve Abdurrezzak Baytar Hilyetü'l-Beşer fi Târîhiİ-Karni's-Sâlise 'Aşar adlı eserler önem arz eder. Ayrıca, Memlükler ve Osmanlılar dönemleri arasındaki Şam'daki deǧişimlere odaklanan bazı çalışmalar da vardır. Örneǧin Ekrem Ulebî, Dımaşk Beyneİ-Memâlîki veTOsmâniyyîn ve Leylâ Sabbâǧ, elMüctema'uT'Arabiyyî's-SÛrî fi Matla'iT'AhdiTOsmânî adlı çalışmaları bunlardan bazılarıdır. Ayrıca, İbn Arabi ve mezarı ile Şam'daki konumu hakkında seyyahların kitapları da kaynaklar arasındadır. Şeyh b. Muhammed Habeşî'nin, eş-Şâhidu'l-MakbÛl fi'r-Rihleti ilâ Misre ve'ş-Şâmi ve İstanbul adlı kitabı bunlardan biridir.
1. Şam'da İbnü'l-Arabî'ye Verilen Önem
Osmanlı'nın Şam'a hâkimiyetinden sonra İbnü'l-Arabî'ye gösterdiǧi hürmet halk üzerinde etkili olmuş ve kendisine verilen deǧer artmıştır.6 Bununla beraber Şam'da genel tasavvufi çizgi amelî tasavvufa önem vermek şeklinde olup, nazarî tasavvufa meylin az olduǧu görülmektedir. Döneminin Kâdirî şeyhlerinden Bekri el-Attâr ve ülemadan olan müridleri örneǧinde gördüǧümüz gibi bu durum Şamlı sÛfîlerin genelinde gözlemlenmektedir. Bekrî el-Attâr, nazarî tasavvuf ehlinin irfânî yaklaşımını saygıyla ve iyilikle anmış; fakat vahdet-i vücud gibi anlaşılması güç fikirlerine meyletmemiştir.7 Bununla birlikte Osmanii döneminde tarikat erbabının İbnü'l-Arabî'ye karşı ilgisini artıran bir eǧilim olduǧu gözlemlenmektedir.8 Bu eǧilim genel sÛfî eǧilimin yanında küçük kalsa da Şam'daki sÛfî harekette aktif ve etkili olmuştur. İbnü'l-Arabî'nin kitaplarının özellikleri, terminolojisinin zorluǧu sebebiyle Şam'daki sÛfîlerden İbnü'l-Arabî'ye ilgi duyanlar genelde azınlık olmuştur. Bu şahısların büyük bir kısmının İbnü'l-Arabî kitaplarına olan ilgisi, Emir Abdülkadir el-Cezâiri ve onun halkasından kaynaklanmıştır. Dolayısıyla Emir Abdulkâdir'den önce İbnü'l-Arabî'nin kitaplarını okumaya özen gösteren ve onlarla meşgul olan beşten fazla kimse bulamıyoruz.9 Emir Abdülkâdir'in İbnü'l-Arabî'nin kitaplarının mütalaası konusundaki çabalarının ardından ise bu sayı beş kattan fazla artmış ve yirmi beş kişiyi geçmiştir. Buna binaen tıpkı Abdulganî en-Nablusî'nin On sekizinci yüzyılda Ekberî ekolün simgesi olması gibi, on dokuzuncu yüzyılda da Emir Abdülkâdir'in İbnü'l-Arabî ekolünün simgesi olduǧu söylenebilir.10
Şam'da İbnü'l-Arabî'ye verilen önemi birkaç başlık altında incelemek yerinde olacaktır:
1.1. Hükümetin Gösterdiǧi (Resmî) Saygı
Osmanii dönemi öncesinde İbnü'l-Arabî'ye karşı resmi bir ilginin olduǧunu söylemek pek mümkün deǧildir. Aksine bazı Şam âlimlerinden İbnü'l-Arabî'ye karşı zımnî bir eleştiri içeren bilgilere rastlanmaktadır. Meşhur tarihçi İbn Tolun (ö. 1546), İbnü'l-Arabî ekolüne baǧlı olanları eleştiren Nuaymî ve Burhanüddîn b. Avn gibi bazı âlimlerin adını vermektedir. Hatta kendisi Şam'daki âlimlerden biriyle, şer'î sabitelere muhalif olduǧu gerekçesiyle, -MemlÛk dönemindeki bir kısım âlimlerin âdeti üzere11 münkerin izalesi kapsamında- FusÛsuThikem yazılı bir kitabı yıkayarak yazılarını silmiştir.12 Aynı zamanda Arap fakihlerden ve muhaddislerden İbnü'l-Arabî'nin dalalette olduǧuna inanan pek çok isim aktarmıştır.13 Bununla beraber İbn Tolun daha sonra İbnü'lArabî Camii'nin ilk imamı olarak atanacaktır.14
Bu dönemde Osmanii Devleti'nin İbnü'l-Arabî'ye verdiǧi deǧer, Sultan Selim'in Şam'a girdiǧi ilk günden itibaren (9 Ekim 1516) İbnü'l-Arabî'nin kabrini ziyaret etmesi ile net bir şekilde ortaya çıkmıştır. Sultan Selim, kabrin bulunduǧu Sâlihiyye mahallesi sakinlerine hediyeler vererek ihsanda bulunmuştur.15 Ardından İbnü'l-Arabî'nin kabrinin üzerine bir mescid, karşısına ise bir tekke binası inşa edilmesini emretmiş, inşası için büyük miktarda para harcamış, mescid ve tekkeye çok sayıda akar vakfetmiştir.16 Sultanın ihtimamı dolayısıyla mescidin inşası sadece dört aylık bir sürede tamamlanmış ve Sultan Selim devlet adamlarının eşliǧinde mescidde ilk Cuma namazını kılmıştır.17 Bu yapı Şam'da Osmanlılar tarafından inşa edilen ve günümüze kadar ayakta kalıp Osmanlıların İbnü'l-Arabî'nin şahsiyetine verdiǧi deǧere şahitlik eden ilk mekândır.18 Osmanii yönetimi İbnü'l-Arabî'nin kabrine komşu olmaları dolayısıyla Sâlihiyye Mahallesi sakinlerinin bazı vergilerden muaf tutulmasını bildiren bir karar da çıkartmıştır.19 Şer'î mahkemeden çıkmış olan tayin kararlarından anlaşıldıǧı üzere Camii ve kabrin hizmeti için pek çok kişiyi görevli tayin etmiştir.20
Osmanii dönemi boyunca hükümetin İbnü'l-Arabî'ye olan ihtimamı, tüm resmi makamlar tarafından sürdürülmüştür. Bu saygının tezahürlerinden bir diǧeri valilerin ve Hanefî kadılarının Şam'a ilk gelişlerinde İbnü'l-Arabî'nin kabrini ziyaret etmeleridir.21 Bu, Osmanii döneminin başlangıcından itibaren görülen bir uygulama olup, İbnü'l-Arabî karşıtı İbn Tolun,'un bu uygulamayı Rum âdeti olarak eleştirdiǧi görülmektedir.22 Hâlbuki Sultan Selim'e eşlik eden Kazasker İbn Zeyrek ise İbnü'l-Arabî'nin kabrini ziyaret edip, teberrük için topraǧından bir miktar almış ve türbedâra ihsanda bulunmuştur.23 Sultanların ve valilerin İbnü'l-Arabî'nin türbe ve mescidine olan ihtimamı neticesinde mescid Şam'ın en güzel ve en büyük camilerinden biri haline gelmiştir.24 Neticede İbnü'l-Arabî Camii, Emevî Camii'nden sonra özel bir konuma kavuşmuştur. Nitekim burada Şaban ayının 15. gecesi ve Kadir gecesinde olduǧu gibi25 Emevî Camii'ndeki merasimlere denk dinî merasimler düzenlenirdi.26 Yine Emevî Camii'nde olduǧu gibi seher virdinin okunduǧu genel zikir meclisleri kurulur27 ve Peygamber Efendimize salât için mahya meclisleri düzenlenirdi.28 Yine Sahîh-i Buhârî dersleri ve zikir meclisleri gibi pek çok faaliyet yapılırdı.29 Emevî Camii'nin minarelerinde olduǧu gibi çekirgelerle savaşmak için Camii'nin minaresine Semermer suyu (sıǧırcık kuşu suyu) konulurdu.30
Osmanlıların İbnü'l-Arabi'ye karşı gösterdikleri bu özene zaman zaman siyasî sebeplerle karşılık verildiǧi de olmuştur. MemlÛk kumandanı Cânbirdi Gazzâlî, Kanunî Sultan Süleyman'a karşı ayaklandıǧında ilk işi -Osmanii sultasından çıktıǧının ve Osmanii siyasetini reddettiǧinin bir göstergesi olarak- İbnü'l-Arabî'nin kabri civarındaki tekkenin inşasını durdurmuş; buǧday, bal, tereyaǧ, sıvıyaǧ ve odun gibi stoklarına el koymuş, İbnü'l-Arabî Camii'nin kapatılıp namaz kıldırma ve diǧer vazifelerin iptal edilmesini emretmiş ve Camii'nin vakıflarına el koymuştur.31
1.2. İbnüTArabfnin Velayetine Olan İnanç
Şam'da İbnü'l-Arabî'ye duyulan hürmetin ve veliliǧine olan inancın yaygınlaşması sonucu ona "Şeyhu'l-Ekber" lakabının verildiǧi bilinmektedir. Bu tavrın zamanla şehrin âlimleri ve mutasavvıflarının baskın bir özelliǧi haline gelmesi İbni Arabi'ye verilen kıymetin tezahürlerindendir. İbnü'l-Arabî'ye duyulan saygı, devlet tarafından benimsenmenin yanında Osmanii dönemine nispetle daha az da olsa İbnü'l-Arabî'nin bizzat yaşadıǧı döneme kadar uzanmaktadır. İbn Tolun bu hususta tüm fıkhı mezheplerden İbnü'l-Arabî'ye inanmış ve OsmanlIlardan önce ona hürmet göstermiş çok sayıda âlim ve fakihin isimlerini vermekte Acem ve Rumların çoǧunluǧunun onun velayetine inandıǧını söylemektedir.32 Hatta sevenleri tarafından yaşadıǧı dönemden itibaren bir irfan ekolü oluşturmuş, Osmanii Devleti'nin Şam'a girişiyle bu ekol güçlenerek büyümüştür.33
Bu tazimin bir başka tezahürü ise şehrin büyük âlimleri tarafından kendisine atfedilen ve halk arasında yayılan Şeyhu'l-Ekber, ariflerin sultanı, hakikat ehlinin sultanı, sÛfîlerin şeyhi gibi büyük lakaplarla anılmasıdır. Nitekim kaynaklarda da tazim ifade eden bu lakaplardan biri kullanılmadan hemen hemen isminden bahsedilmediǧi görülür.34 Aynı şekilde onun hakkında şiirlerde geçen övgü ve medh ifadeleri sayılamayacak kadar çoktur. Şam müftüsü Emin el-Cündî (ö. 1879), 5. Ordunun komutanı Müşir Emin Paşa'ya (ö. 1850) aǧıt olarak söylediǧi bir şiirde İbnü'l-Arabî'yi övmüş ve onu son derece tazim içeren, "temkin sahibi, ilimler denizi, yaratılış âleminin merkez kutbu ve hatmu'lvelâye" gibi isimlerle sıfatlandırmıştır.35 Ahmed ez-ZerrÛk el-Cezâirî'nin (ö. 1955) de zikir meclislerinde icra ettiǧi İbnü'l-Arabî'yi öven kasideleri vardır. Bu kasidelerde onu "ariflerin sultanı, Şeyhu'l-Ekber ve burhan sahibi" gibi lakaplarla yâd eder.36
İbnü'l-Arabî'ye atfedilen lakaplar Şam toplumunun ortak aklında tahayyül edilen tasavvurunun bir yansımasıdır. Sıhhatine bakılmaksızın birçok kerametinin insanlar arasında aktarılması ve buna inanılması İbnü'l-Arabî'nin sahip olduǧu güçlü imajı besler. Bu durum hem halkın hem âlim ve ariflerin nezdinde İbnü'l-Arabî'nin sahip olduǧu imajı çevreleyen kutsiyet ve yüceltici bakış açısına delalet etmektedir. Şeyh Muhammed el-Habeşi'nin Şam'a seyahati sırasında kaydettiǧi gibi,37 kerametlerinin yaygınlıǧı nedeniyle, Şam'a uǧrayan yabancıların bile bu kerametlerden haberi vardır. Nitekim Yusuf en-Nebhânî de kitabında, dönemin insanlarının İbnü'l-Arabî'nin velayetine olan inançlarındaki yaygınlıǧına işaret eden kerametlerinin çoǧundan bahsetmektedir.38
İbnü'l-Arabî, Şam düǧünlerinde damadı yeni evine götürürken söylenen ezgilerde adı geçecek kadar Şam halk kültürüne dâhil olmuştur. Nitekim bu ezgilere önce Allah'ın zikri, ardından Peygamberimize salavat, sonrasında da ariflerin sultanı Muhyiddin İbnü'l-Arabî'nin adıyla başlayarak diǧer salihleri anarlar ve böylece Hak'tan gelecek olan bereketi talep ederlerdi.39 Özellikle Sâlihiyye Mahallesi sakinleri başta olmak üzere onun adıyla yemin ederlerdi.40
Şam toplumunda İbnü'l-Arabi'ye gösterilen büyük ilgi ve saygı sebebiyle bazı müteşeyyihler onu taklit etmişler, kendilerini İbnü'l-Arabî'ye nispet etmeye çalışmışlardır. Ahmed el-Kâmilî elMaǧribî el-Marakeşî (ö. 1883) bahsi geçen sahte şeyhlerden birisidir. Dinleyenleri etkilemek için sözlerini İbnü'l-Arabî'nin sözlerine benzetmiş, fakat Baytar'ın kendisini nitelediǧi gibi üzerinde yalan alametleri görülünce, uydurma ve sapkınlık içinde olduǧu anlaşılmıştır.41 Aynı şekilde Şam valisi Cezzâr Ahmed Paşa'nın avanesinden birinin insanlara eziyet etme konusunda kendisine yardımcı olan bir taifesi vardı. Bunların lideri tasavvuf ehlinden olduǧunu, Şeyhu'l-Ekber'in Fütühât'inda kendisinden haber verdiǧini iddia etmiştir.42
1.3. TeberrükveDua için Kabrinin Ziyareti
İbnü'l-Arabî'nin Şam toplumunun kültüründe sahip olduǧu bu konum; kabrine yapılan ziyaretler, dualar ve onun huzurunda halvete girmeye raǧbet ile kendisini göstermiştir. İbnü'lArabî'nin kabri hem Şam halkı hem de dışarıdan gelen yolcular tarafından çokça ziyaret edilen bir yer haline gelmiştir.43 Aslında İbnü'l-Arabî'nin kabrinin ziyaret edilmesi ve burada zikir meclisleri düzenlenmesi, türbenin üzerine Osmanii mescidinin inşa edilmesinden önceye dayanan eski bir âdettir. Nitekim kitaplarda buna dair bazı bilgilere rastlanmaktadır. Kabrin türbedârı olmuş44 ve ziyaretçilerin hizmetini karşılamak için vakıf kurulmuştur.45 Memluklerden kalma kabrin yanına inşa edilmiş küçük bir mescit bulunmaktadır.46 Dolayısıyla kabir hem ziyaret edilmiş, hem de zikir meclisleri düzenlenmiştir.47 Bu bilgiler bazı araştırmacıların belirttiǧi "Sultan Selim Şam'a gelmeden önce İbnü'l-Arabî'nin kabrinin diǧer kabirlerden bir farkı olmadıǧı ve onun özel bir konuma sahip olmadıǧı"48 bilgisi ile uyuşmamaktadır. Aynı şekilde Osmanii kaynaklarında geçen kabrin yerinin unutulduǧu ve daha sonra Sultan Selim'in, İbnü'l-Arabî'ye nispet edilen "Sin şın'a girdiǧinde Muhyiddin'in kabri ortaya çıkar" sözünün tasdiki olarak, gördüǧü rüya üzerine kabri ortaya çıkardıǧı söylentilerinin de bir halk muhayyilesi olduǧunu ve gerçeǧi yansıtmadıǧını ortaya koymaktadır.49
Şu da bir gerçektir ki, türbe ziyareti geleneǧi Osmanlıların ilgisi üzerine bu geleneǧe verilen önemin artmasına sebep olmuştur. Osmanii döneminde şehre ilk defa atanan vali ve kadılar İbnü'lArabî'nin kabrini ziyaret ederdi.50 Hatta bazı kadıların şehre gece vakti ulaştıklarında meşalelerle kabri ziyaret ettikleri ve daha sonra makamlarına geçtikleri bilinmektedir.51 Şam'da görev yapan Osmanii devlet adamları Şeyh'in kabrini ziyaret âdetini devam ettirmişlerdi.52
İbnü'l-Arabi'nin kabrini ziyaret birçok Osmanii mutasavvıfının arzusu olmuş, bu arzu Osmanii edebiyatına da yansımıştır. Nitekim söyleyenin, içinde İbnü'l-Arabî'nin kabri olduǧu için Şam'a olan aşkından bahsettiǧi53 ve onun kabrinin hem insanlar hem cinler için bir türbe-ziyaret yeri olduǧunu54 ifade ettiǧi Osmanii kasideleri mevcuttur. Bu şekilde kaynaklarda İbnü'l-Arabî'nin kabrini ziyaret edip orada halvete girmeyi arzulayan Osmanii şahsiyetlerine dair pek çok bilgi bulunmaktadır. Afyon'da Mevlevi şeyhi olan Divâne Muhammed Şelbî (ö. 1544),55 1052/1642 senesinde hacdan döndükten sonra İbnü'l-Arabî'nin kabri yakınında halvete giren Melâmiyye-Bayramiyye tarikatı şeyhi Bosnalı Abdullah Efendi56 ve 1718 yılında Şam'a yolculuk edip üç sene boyunca burada kalan ve İbnü'l-Arabî'nin kabri huzurunda çokça halvete giren meşhur sÛfî müfessir İsmail Hakkı el-Bursevî bunlardan bazılarıdır.57
İbnü'l-Arabî'nin kabir ziyaretine gösterilen ilgi 19. yüzyılda özellikle cuma geceleri, özelde Şam uleması genelde Osmanii devleti nezdinde devam etmiştir.58 Şam'a gelip yerleşen Emir Abdülkadir elCezâirî de bu geleneǧe uyarak şehre geldiǧinde önce İbnü'l-Arabî'nin kabrini ziyaret etmiş, ardından zamanında İbnü'l-Arabî'nin aǧırlandıǧı Kadı Muhyiddin b. Zekiye ait konaǧa yerleşmiştir.59 Şam âlimleri arasında İbnü'l-Arabî'nin kabrini sık sık ziyaret etmesiyle ve buna düşkünlüǧü ile bilinen pek çok kişi vardır. Döneminin en meşhur Şam âlimlerinden olan Hâmid el-Attâr (ö. 1846)60 ve Muhammed b. Arabi el-Maǧrıbî el-Felâlî (ö. 1870)61 bu kişilerden ikisidir. Yine kaynaklarda Şam haricinden İbnü'lArabî'nin kabrini ziyaret edip burada halvete giren Nakşibendî tarikatı şeyhlerinden Şeyhülislam Muhammed Refik (ö. 1872)62 ve İstanbul'da Mevlevi tarikatı şeyhlerinden biri olan Muhammed Esad elMevlevî (ö. 1924) gibi isimlere rastanmaktadır.63
Kabir ziyaretine olan raǧbetin çok olması nedeniyle türbe hizmetini 17. yüzyıldan itibaren üstlenen Ekremî ailesinin 19. yüzyılda da bu hizmeti devam ettirdiǧi görülmektedir.64 Bu aileye mensup kişiler arasında Muhyiddin b. Muhammed (1887 senesinde türbedardı),65 Mustafa b. Abdurrahman (1896 senesinde türbedardı),66 Hasan (1904 senesinde türbedardı)67 ve Selim el-Ekremî (ö. 1918)68 bulunmaktadır.
Kabir ziyaretine olan raǧbet bir süre sonra bunun ötesine geçip insanların kabrin yakınında defnedilme arzusuna dönüşmüş, hatta bu arzu pek çok kişinin tutkusu haline gelmiştir. Hıdiv İsmail'in kızı Fatıma'nın eşi Mahmud Sırrı Paşa, Şam valisi Râşid Paşa (ö. 188?) ve İbnü'l-Arabî'ye muhabbeti ile meşhur, Beşinci Ordu Mareşali Emin Paşa69 (ö. 1850) gibi bazı büyük Türk isimler burada defnedilmiştir.70 Emin Paşa'nın yanına ise Şam Müftüsü Mahmud el-Hamzâvî'nin yönlendirmesi71 ile Emir Abdulkadir defnedilmiştir.72 İbnü'l-Arabî Camii Hanefî imamı Muhammed Emin Harputlu da, İbnü'l-Arabî'nin kabri civarında defnedilmeyi vasiyet etmiş, Vakıflar Müdürlüǧü'nün bunu reddetmesi üzerine Sâlihiyye mahallesi sakinleri öfkelenmiş ve İbnü'lArabî'nin kabri yanında defnedilmesi için ısrarcı olmuşlar, nihayetinde oraya defnedilmiştir.73 İbnü'l-Arabî'nin kabri civarındaki mezarlıkta defnedilmeyi vasiyet edip, bu şerefe erişemeyen şehrin yabancısı bazı kişiler de mevcuttur.741715 senesinde hac dönüşü Şam'da vefat eden Karaman Tekkesi Halvetiyye-Sivasiyye şeyhi Abdulkerim Fethi b. Abdullatif Efendi Bülbülcüzâdebu kişiler arasındadır.75
1.4. Eserlerine VerilenÖnem
İbnü'l-Arabî'nin kitapları, fikirleri ve virdlerinden oluşan ardında bırakmış olduǧu eserler bu yüzyılda çok büyük bir ilgiyle karşılaşmış, bu ilgi farklı düzeylerde kendisini göstermiştir.
1.4.1. Kitaplarının Okunup Okutulması
İbnü'l-Arabî'nin kitaplarının mütalaasına verilen önem kendisine gösterilen tazim ve saygıyla doǧru orantılı olmamıştır. Nitekim 19. yüzyıla ait terâcim kitaplarından, Şam'da o dönemde velayetine inanılmasına ve saygı duyulmasına raǧmen İbnü'l-Arabî'nin kitaplarının okunmasıyla ilgilenen kişi sayısının oldukça az olduǧu anlaşılmaktadır. Bu hususta İbnü'l-Arabî'nin velayetine inanmalarıyla beraber ehli olmayan kişileri kitaplarını mütalaa etmenin sakıncası hususunda SuyÛtî'nin görüşünün takip edildiǧi söylenebilir. Ona göre İbnü'l-Arabî'nin sözleri paradokslarla dolu olduǧu için anlaşılması güç ibareler vardır. Bu nedenle yanlış anlaşılma ve farklı düşüncelere yol açması maksadının dışında anlaşılıp, kişiyi tekfire ve dalalete düşürme ihtimali vardır.76 aradokslarla dolu olduǧu için anlaşılması güç ibareler vardır. Bu nedenle yanlış anlaşılma ve farklı düşüncelere yol açılması endişesi
Bu sebeple Memlükler döneminden beri İsmail b. Ali b. İzzülkazâ (ö. 1290)77 ve Necmeddin Muhammed b. Muhammed el-Bâhilî (ö. 1400)78 gibi ulemadan birkaç isim dışında İbnü'l-Arabî'nin kitapları ile ilgilenen kişilere kayıtlarda pek rastlanmamaktadır.
Osmanii döneminde ise, 16. yüzyılda özellikle İbn Kemal Paşa'nın (ö. 1534) İbnü'l-Arabî'nin büyük bir şeyh olduǧu, kitaplarında şeriata aykırı bir şey görmediǧine dair fetvası üzerine, İbnü'lArabî'nin kitaplarına olan ilginin arttıǧı görülmektedir.79 17. yüzyılda ise İbnü'l-Arabî'nin kitaplarının okunması, okutulması ve anlaşılması güç fikirlerinin vuzuha kavuşturulması ile meşgul olmuş şahsiyetlerimiz bulunmaktadır. Muhammed b. Ali ed-Derviş (ö. 1596),80 Şam Müftüsü Derviş et-Tâlevî (ö. 1606),81 Muhammed b. Süleyman el-MesyÛnî el-Misrâbî (ö. 1652),82 Abdullatif b. Bahâuddin el-Ba'lî (ö. 1671)83 ve Muhammed Mirza es-SerÛcî (ö. 1677)84 gibi isimler bu şahsiyetler arasındadır.
Abdulgani en-Nablusî (ö. 1731), 18. yüzyılda İbnü'l-Arabî ekolünün en önde gelen ismi olarak kabul edilir. İbnü'l-Arabî'nin sözlerindeki müşkilleri çözme konusunda bir benzeri olmadıǧı şeklinde övülmüştür.85 İbnü'l-Arabî Camii'nde verdiǧi derslere öǧrencileriyle beraber ileri gelenler hatta Şam valisi dahi katılmış,86 böylece Abdulganî, derslerinde FutÛhat ve el-FusÛs gibi İbnü'lArabî'nin pek çok kitabını çok sayıda talibine okutmuştur.87 Torunu Mustafa b. İsmail'in (ö. 1778)88 yanı sıra Şam âlimleri ve şeyhlerinden Nakşibendî şeyhi Bahâuddin Muhammed b. Murad (ö. 1755)89 gibi zatlar ve bazı devlet adamları90 kendisinden İbnü'l-Arabî eserlerini okuyanlar arasındadır. Ayrıca Şam haricinden sadece bu amaçla gelen kişiler de olmuştur. Abdulganî en-Nablusî'den Fusus'ul-hikem'i okumak üzere Baǧdâd'dan Şam'a gelen Hasan b. Mustafa el-Baǧdâdî (ö. 1768)91 ve Fas'tan gelip el-Futuhâtü'l-Mekkiyye'yi okuyan ve icazet alan Muhammed b. Abdulkerim el-Fâsî (ö. 1771) bu kişiler arasındadır.92 İbnü'l-Arabî'nin kitaplarının okutulması için gösterilen çaba Abdulganî en-Nablusî ile sınırlı kalmamış, Şam'da İbnü'l-Arabî'nin kitaplarının okutulması ve şerhi ile ilgilenen Kasım el-Habeşî el-Maǧribî (ö. 1708),93 Hasan b. Musa el-Kürdî (ö. 1735),94 oǧlu Abdurrahman el-Kürdî (ö. 1781),95 Şam müftüsü Ali el-Murâdî (ö. 1771)96 ve Ömer b. Abdulcelîl elBaǧdâdî (ö. 1780)97 gibi şahıslar da olmuştur.
19. asra gelindiǧinde İbnü'l-Arabî ekolünün Şam'daki en önemli temsilcisinin Emir Abdülkadir el-Cezâirî (ö. 1882) olduǧu görülmektedir. Onun İbnü'l-Arabi'nin kitapları için gösterdiǧi çabalar sayesinde ulema ve talebeler arasında bu kitaplara olan ilgiyi artmış, çok sayıda kişi kendisinden FutÛhât ve Şerhul-FusÛs okumuştur. Bu kişilerin arasında Muhammed b. Mustafa et-Tantâvî (1888),98 Halvetî-Şâzelî şeyhi Muhammed et-Tıyb b. Muhammed el-Mübârek (1895)," Kadirîyye şeyhi Ahmed b. Muhyiddin el-Cezâirî (1902),100 Abdulganî el-Baytâr (1897),101 Nakşibendî şeyhi Muhammed b. Muhammed el-Hânî (ö. 1898),102 Nakşibendî şeyhi Abdulmecid b. Muhammed el-Hânî (ö. 1900),103 Şâzelî şeyhi Muhammed b. Muhammed elMübarek (ö. 1912),104 Muhammed Bahauddin el-Baytâr (ö. 1910)105 ve Abdurrezzak el-Baytâr (1916)106 gibi isimleri sıralayabiliriz. Bu kişilerden Muhammed et-Tantâvi,107 Muhammed et-Tıyb b. Muhammed elMübarek,108 Muhammed b. Muhammed el-Hânî109 ve Muhammed b. Muhammed el-Mübarek110 gibi pek çok isim Emir Abdülkâdir'in vefatından sonra da İbnü'l-Arabî'nin kitaplarını okutmaya devam etmişlerdir.
İbnü'l-Arabî'nin kitaplarının mütalaası sadece Emir Abdülkâdir'in halkasıyla sınırlı kalmamıştır. Nitekim Şam'ın büyük âlimi Hâmid el-Attâr'ın (ö. 1846) İbnü'l-Arabî'nin kitaplarının mütalaasına düşkün olduǧu bilinmektedir.111 Nakşibendî tarikatı şeyhi Ebubekir b. Ahmed el-Külâlî de (ö. 1853) İbnü'l-Arabî'nin kitaplarının okunmasına önem vermiştir.112 Nakşibendî tarikatı şeyhi Muhammed b. Abdullah el-Hânî (ö. 1862) FutuhâtuTMekkiyenin mütalaasına çok önem vermiştir.113 Şam müftüsü Mahmud Hamzavî de (ö. 1887) FusÛs şerhini Şam muhaddisi Abdurrahman el-Küzberî'den okumuştur.114
Aynı zamanda Muhammed Tantâvî'den FutÛhâtüTMekkiyye okuyan usulcü fakih Emin Süveyd'in (ö. 1936) Şam ulemasmdan seçkin bir grup ile Sinan Paşa Camii'nde FutÛhât okudukları özel bir meclisleri vardı.115 Bu âlimlerin arasında Maliki müftüsü ve Şâzelî şeyhi Muhammed Abdülbâkî el-Cezâirî (ö. 1916), Muhammed el-Hakim (ö. 1917) ve Emevî Camii hatibi Hasan el-Ustuvânî (ö. 1930) de bulunmaktadır.116 Halveti tarikatı şeyhi Saïd el-Ferra ise Muhammed Sultan ed-Daǧıstânî gibi talebelerine Futuhâtü'l-Mekkiyye okutmuştur.117 Kâdiriyye şeyhi Ferîz el-Geylânî de (ö. 1972) İbnü'l-Arabî ekolünün kitaplarına önem vermiş, Hama'da şeyhi Muhammed el-Galâyînî el-Karaköy ile beraber FutuhdtüTMekkiyye ve el-İnsanuTKâmil gibi İbnü'l-Arabî ve ekolünden pek çok kitap okumuştur.118
Bu dersler hakkında aktarılan haberler incelendiǧinde, derslerin sadece ulemadan bir gruba has olduǧu ve kitapların halka açık okutulmadıǧı anlaşılmaktadır. Bu hususta Emin Süveyd'in tercümesinde nakledilen, bazı âlimlerle özel olarak İbnü'l-Arabî kitaplarını mütalaa etmesinin yanı sıra Derviş Paşa Camii'nde Futuhât'tan kısımlar okuduǧu halka açık bir dersi olduǧu rivayeti ise bir istisna sayılır.119
Futuhátu l-Mekkiye'yi müellifi İbnü'l-Arabî'ye baǧlanan muttasıl bir sened ile okuma arzusunda olan bazı âlimler de olmuştur. Mesela bu kişilerden birisi olan Abdulgani es-Sekatî, İbnü'l-Arabî'nin kitaplarını Ahmed el-Menînî'den, o da Abdulgani en-Nablusî'den, o da Ebu'l-Mevâhib el-Hanbelî'den, o da Necmü'l-Gazzî'den, o da Bedru'l-Gazzî'den, o da Kadı Zekeriyya el-Ensârî'den, o da Ebu'l-Fethu'lMerâǧî'den, o da Kutub İsmail el-Cebretî'den, o da Kutbu'l-Vânî'den ve son olarak o da İbnü'lArabî'den olacak şekilde muttasıl bir senetten rivayet etmiştir.120 Aynı şekilde İbrahim b. Mahmud elAttâr da Futuhátu l-Mekkiyye'yi İbnü'l-Arabî'ye dayanan muttasıl bir senetle okumuştur.121 Selim elEkremî (ö. 1918)122 ve Abdulhamid el-Kanavâtî (ö. 195?) gibi bazı isimler ise kitabı çokça okumalarından ve incelemelerinden dolayı Futuhât'ın çoǧu bahsini ezberlemişlerdir.123
Hatta bazılarının İbnü'l-Arabî'nin kitaplarını çok mütalaa etmeleri ve incelemeleri onun üslubunu ve ifade tarzını taklit etmelerine yol açmıştır. Bunun bir örneǧini Emir Abdülkadir el-Cezâirî'nin (ö. 1882), İbnü'l-Arabî'nin üslubuna çok benzer şekilde kaleme alınmış Mevâkıf isimli kitabında görmek mümkündür.124 Muhammed Sa'duddin el-Harîrî (1854-1964), FutuhâtuTMekkiyye'nin bir taklidi olarak Futuhâtu'ş-Şâm'ı telif etmiş, fakat Şâzelî tarikatı şeyhi Muhammed el-Hâşimî tasavvufun gerilemeye başladıǧı bu çaǧa uygun olmadıǧı gerekçesiyle kitabın basılmamasını nasihat etmiştir.125
1.4.2. Evradının ve Şerhlerinin Okunması
İbnü'l-Arabî'nin kitaplarına verilen önemin bir başka yansıması evradının ve şerhlerinin okunmasıdır. Nitekim Şam ulemasından Hasan el-Baytâr gibi pek çok kişi düzenli bir şekilde her gün sabah namazından sonra zikirlerinde ed-DevruT'âlâ virdini126 okumaya devam etmiş,127 aynı şekilde talebeleriyle beraber şerhlerini okumuşlardır. Cemaleddin el-Kâsımî, ed-Devru'l-ala nm şerhini Selim el-Attâr'dan okumuş,128 Kadı ve Hanbeli fakihi Muhammed b. Hasan eş-Şattî (ö. 1889) gibi bazıları da buna şerhler yazmışlardır.129
1.4.3. Kitaplarının Çoǧaltılması
İbnü'l-Arabî'nin kitaplarının okunulup, okutulmasına verilen önem kitaplarının önceye nispetle daha çok çoǧaltılması sonucunu doǧurmuştur. Bu nedenle, Şeyh Muhammed el-Habeşî'nin Şam gezisinde kaydettiǧi gibi, İbnü'l-Arabî'nin kitaplarının çoǧaltılması ve satılmasına yönelik bazı faaliyetlere rastlanmaktadır. Nitekim Ahmed b. Hasan el-Ustuvâni, İbnü'l-Arabî'nin eserlerini el yazısı ile yazar130 ve kitapları her yerde satılırdı.131 FusÛs ve Futuhât'ı Muhammed b. Muhammed elHâni'den okuyup daha sonra Şeyhülislam Abdurrahman Nesîb'e (ö. 1942) okutan Hüsnî el-Azme (ö. 1954) de, elinde kıymetli ve deǧerli olan her şeyi İbnü'l-Arabî'nin kitaplarını alıp toplamak için harcardı.132
1.4.4. Kitaplarının Şerh Edilmesi ve Fikirleri
İbnü'l-Arabî'nin FusÛs ve Futuhât gibi kitaplarının ve vahdet-i vücÛd gibi fikirlerinin şerh ve tahkiki ile ilgilenen şahsiyetler olduǧu görülmektedir. Zira Osmanlıların İbnü'l-Arabî'nin fikirlerine olan ilgisi Osmanii Devleti müderrislerinin ilk şeyhi olan Dâvud el-Kayserî'nin (ö. 1350) döneminden itibaren başlamış, daha sonra İbnü'l-Arabî'ye verilen önem kitaplarına ve fikirlerine gösterilen ilgiyle beraber artmış, özellikle FusÛsuThikem ve Futuhâtu'l-Mekkiyye, âlimler tarafından Osmanii döneminin sonuna kadar devamlı olarak şerh edilmiş, muhtasarları hazırlanmış ve ders olarak okutulmuştur.133 Fikirlerine gelince Osmanii Devleti'ndeki Nakşibendiyye-Müceddediyye hariç- tüm sÛfi tarikatların 18. asırdan itibaren vahdet-i vücud anlayışı ile ilgilendiǧi görülmektedir.134 İbnü'l-Arabî'nin fikirlerine ve kitaplarına olan bu ilginin bir benzeri Şam sÛfîleri arasında da ortaya çıkmış, 19. yüzyılda bu kişilerin, İbnü'l-Arabî kitaplarının ve fikirlerinin şerhi konusunda katkıları olmuştur. Nitekim Emir Abdülkadir halkasının yaptıǧı en önemli işin, Futuhât'ul-Mekkiyye'nin ilk İlmî tahkiki olduǧunu söylememiz mümkündür. Emir Abdülkadir, iki öǧrencisi Muhammed et-Tantâvî ve Muhammed et-Tıyb b. Muhammed el-Mübârek ed-Dillîsî'yi Emir'in Mısır'da basılmış olan Futuhâtu'l-Mekkiyye nüshasını alıp Konya'da korunan, İbnü'lArabî'nin haltıyla yazılı orijinal nüsha ile karşılaştırmaları üzere Konya'ya göndermiş, kitabı iki kere okuyup ellerindeki nüshanın hata ve eksikliklerini tespit ve tashih etmişlerdir. Daha sonra döndüklerinde Emir Abdülkadir has talebelerinden ve ashabından oluşan bir gruba FutuhâtuT Mekkiyye'yi okutmuş ve okuduǧu nüsha üzerinden kendi nüshalarını tamamlamışlardır.135
Bazı Şam âlimleri İbnü'l-Arabî'nin kitaplarına şerh yazmışlardır. Mesela, Ömer el-Attâr (ö. 1891) FusÛsuThikem, bazı evrad ve salavatı için şerhler kaleme almıştır.136 Şâzelîyye şeyhi Muhammed elHaşimi ise Şatrancul-ârifin e bir şerh yazmıştır.137
Diǧer bazı âlimler de İbnü'l-Arabî'nin fikirleri ile ilgilenmiş, vahdet-i vücud anlayışı ve diǧer fikirleri hakkında yazmışlardır. Örneǧin Muhammed Ebu Şa'r ve Şu'eyr (ö. 1792) vahdet-i vücud hakkında bir risale138 ile Şerhu 'akidetuTgayb li nefyi'ş-şekki ve'r-rayb isimli risalesini kaleme almıştır.139 Fetva Emini ve Hanefî fakihi Abdulkadir el-Hamzâvi (ö. 1862) de vahdet-i vücud hakkında bir risale yazmıştır.140 İbnü'l-Arabi'nin kitaplarının, özellikle Futuhât'ın mütalaasına önem verdiǧi için kendisinde kuvvetli bir meleke oluşan ve herhangi bir konuyu anlayamadıǧında Emir Abdülkâdir'e müracaat eden Bahâuddin el-Baytar (ö. 1910) ise İbnü'l-Arabî'nin fikirleri çerçevesinde vücud, şühÛd, hak, halk, cem' ve fark konularında 900'den fazla beyit içeren bir manzume kaleme almıştır. Ayrıca İbnü'l-Arabî ile Abdulkerim el-Cîlî'ni üç meseledeki görüşlerini birleştirdiǧi ve Fethur-Rahmâni'r-Rahîm bi'l-cem'i ve't-tevfîki fiTmesâili's-selâs beyneTkutbeyni'şŞeyhi'l-Ekber ve's-Seyyid Abdülkerim el-Cîlî adını verdiǧi bir kitap yazmıştır. Bu üç mesele; ilim ve malum (hangisi diǧerine tabidir), irade ve ihtiyar ile ilahi isimlerdir. Bu kitap müellifin hattıyla 500 sayfayı aşan bir hacimdedir.141
1.5. İbnül-Arabfnin Savunulması
İbnü'l-Arabî'nin özellikle FusÛsu'l-Hikem kitabındaki görüşleri, ulema tarafından eleştirilmesinin hatta zaman zaman tekfir edilmesinin sebeplerinden birisi olmuştur. Bu durum sÛfîlerin İbnü'lArabî'yi ve kitaplarını savunmalarına yol açmış, eleştirilere cevap vermişlerdir. Önde gelen şeyhülislâmların fetvalarına bakıldıǧında Osmanlının resmi olarak İbnü'l-Arabî'yi desteklediǧini ifade edebiliriz. Örneǧin: İbn Kemâl Paşa meşhur fetvasında, İbnü'l-Arabî'nin kendisine nispet edilen ve küfrü işmâm eden fikirlerden berî olduǧunu ifade etmiş, İbnü'l-Arabî aleyhinde söz söylenmemesi ve şeyhe saygısızlık edilmemesini emretmiştir. Şeyhülislâm EbussuÛd Efendi ise FusÛsul-Hikem'de geçen birtakım görüşlerin şeriata muarız olduǧunu ifade etmekle birlikte, İbnü'lArabî'nin bu tarz ifadelerden uzak olduǧunu, bunların şeyhin kitaplarına sonradan ilave edildiǧi ifade etmiştir.142 Bazı Osmanii valileri ise İbnü'l-Arabî'nin görüşlerine muhalefet edenlerin takip edilip, cezalandırılmalarını saǧlamışlardır. 143 Hatta Osmanii sultanının, Çivizâde Muhyiddin Muhammed İlyas'ı (ö. 1547) şeyhülislâmlıktan azletme nedenlerinden biri de İbnü'l-Arabî'ye reddiye yapmaktır.144
İbn Tolun bir eserinde kendi dönemi ve öncesinde hem Şam'da hem diǧer Arap şehirlerinde İbnü'l-Arabî'yi eleştiren âlimlerin ve küfrünü iddia edenlerin isimlerine yer vermiştir. Ona göre bu kişiler Arap fakihlerin ve hadis ehlinin çoǧunluǧunu oluşturmaktadır. Eleştiri yapanların başında Şam'da döneminin en büyük Hanbeli fakihlerinden biri olan İbn Teymiye ve Kâdı'l-Kudât Bedreddin b. Cemâa gelir.145 Bununla birlikte alimlerden bir grubun İbnü'l-Arabî hakkında söz söylemek hususunda susmayı tercih ettiklerini ve şeyhinden en selametli yolun bu olduǧunu nakletmiştir.146 Ayrıca İbnü'l-Arabî'nin döneminden itibaren ortaya çıkan ve fukahanın eleştirilerine karşılık lehinde fetvalar yazan bir grup da vardır. Mesela bunlardan Mecdüddin el-FîrÛzâbâdî (ö. 1415), İbnü'l-Arabî'nin kendisine yapılan isnatlardan berî olduǧu; kitaplarında itikaden bir sıkıntı olmamakla birlikte ehli olmayan kişilerin okumasının caiz olmadıǧı fetvasını vermiştir.147 Şam Şâzeli şeyhi Ali b. Meymun el-Maǧribî (ö. 1511) de Tenzîhu's-Sıddîk an vasfi'z-zmdîk adlı bir risale kaleme alarak İbnü'l-Arabî'nin biyografisini büyük bir tazimle yazmıştır.148
İbnü'l-Arabî'ye muhalif duruş, Osmanii Devleti'nin resmi tutumunun etkisi altında zamanla gözden kaybolmaya başlamıştır. Yerini tazim ve saygıya bırakmış, İbnü'l-Arabî'yi savunan ve eleştirilmesine karşı çıkan kişilerin sesi yükselmiştir. Sultan Selim'in şehre girdiǧinde kendisini ziyaret ettiǧi Şam'da Nakşibendî şeyhi olan Muhammed el-Bedahşî'nin (ö. 1517) biyografisinde bunu görmek mümkündür. İbnü'l-Arabî'ye inanıp ona büyük bir saygı duyan kişilerin arasında olan Muhammed el-Bedahşî, vefat ettiǧinde onun yakınında bir mezarlıǧa defnedilmiştir.149 Aynı şekilde İbnü'l-Arabî Camii'nin karşısında bulunan Sultan Selim tekkesinde yerleşik olan Muhibbiddin etTebrîzî (ö. 1551) de, İbnü'l-Arabî ve fikirlerini eleştiren kişilere şiddetli karşı çıkanlardandır.150 Hatta Şam'ın muhacir âlimlerinden biri olan Ahmed b. İskender er-RÛmî felç olduǧunda Şam halkına İbnü'l-Arabî'yi reddi sebebiyle bu hastalıǧa yakalandıǧı yorumunu yapmıştır.151
Bütün bu gelişmelere raǧmen İbnü'l-Arabî'nin kitaplarına, özellikle de FusÛs ve FutuhâtuT Mekkiyye'ye olan itirazlar ve âlimlerin halkı bu kitapları okumaktan uzak tutma çabaları devam etmiştir. 17. ve 18. yüzyıla gelindiǧinde Muhammed Kâdızâde'nin bazı görüşleri sebebiyle İbnü'lArabî'yi tekfir ettiǧi görülmektedir.152 Bu durum 19. asra kadar devam etmiş, hatta bu mesele aralarında Rıfâî tarikatı şeyhi ve Futuhât'ın kıraatiyle meşgul olan âlimlerden biri olan Emin Süveyd, Nakşibendî şeyhlerinden İbrahim el-Galâyînî ve Rıfâî şeyhlerinden Tevfîk el-Eyyübî'nin de bulunduǧu bir grup âlimin bir araya geldiǧi toplantıda tartışılmıştır. Toplantıda fukahanın İbnü'lArabî'ye neden karşı çıktıǧının sebebi konuşulmuş, aralarında bulunan Muhammed el-AzzÛzî, toplantıda bulunan diǧer âlimlerin de katıldıǧı bir tespitte bulunmuştur. Ona göre İbnü'l-Arabî bazı bablarda anlattıǧı meseleleri hemen o bapta açıklamayıp, birkaç yaprak sonra kitap ve sünnete uyumlu bir açıklama getirmektedir. İbnü'l-Arabî'ye itiraz edenler ise aslında sadece özet halinde olan babı okuyup, daha sonra gelen açıklamalara dikkat etmemektedirler.153
Dolayısıyla bu yüzyılda İbnü'l-Arabî'yi savunma ve itham edildiǧi hususlarda açıklamalar için yazılmış kitaplar karşımıza çıkmaktadır. Bu durum İbnü'l-Arabî'yi eleştiren Şamlı şahıslar olduǧu ve ulemanın bu kişilere karşı İbnü'l-Arabî'yi savunmak üzere eser kaleme almak durumunda kaldıǧı düşüncesini akla getirebilir, fakat bu yüzyılda İbnü'l-Arabî'yi savunmak adına yazılmış risaleler incelendiǧinde, risalelerin Şam haricinden İbnü'l-Arabî'yi eleştiren kişilere reddiye olarak yazıldıǧı görülmektedir. Ömer b. Bekrî el-Attâr'ın, Sa'düddîn et-Teftâzânî (ö. 792/1390) ve Molla Ali el-Kârî'nin (ö. 1605) eleştirilerine154 cevap olarak yazdıǧı risalesi el-Fethul mAfireddi itirâ^muterizîrîalş Muhyiddin buna bir örnek olarak verilebilir. İbnü'l-Arabî'yi savunmak ve hulul ve ittihat teorisinin ona nisbetine karşı çıkmak için kitap yazan bir diǧer kişi Hanefî fakihi Ahmed b. Abdulgani (İbn Âbidîn)dir (ö. 1889). Ahmed b. Abdülganî risalesini Tenbîhı zeviTirşa^me/yiThulÛkeTittihad olarak adlandırmıştır.155
İçeriǧinde halka açık meclislerde okunması sakıncalı meseleler olduǧu için, kitaplarının okunması ve çalışılması küçük bir grupla sınırlı kalmış olsa da Şam'daki ulema ve sÛfîlerin çoǧunluǧunun, İbnü'l-Arabî'ye karşı tazim ve saygı duyan bir tutum içerisinde olduǧu görülmektedir.
Sonuç
Osmanlılar döneminde Şam'da İbnü'l-Arabî ekolü büyük ölçüde ilgi görmüştür. İbnü'l-Arabî'nin öǧretileri, Osmanii Devleti'nin kuruluşundan itibaren önemli devlet adamları, âlimler ve sÛfîler tarafından benimsenmiştir. Osmanii irfanını ve kültürünü derinlemesine etkilemiştir. Osmanlıların İbnü'l-Arabî'nin kabrine olan özel ilgileri, İbnü'l-Arabî'ye duydukları derin saygının bir yansımasıdır.
Osmanii yönetimi, Şam'da İbnü'l-Arabî'nin mirasını koruma ve destekleme konusunda çeşitli önlemler almıştır. İbnü'l-Arabî'nin eserlerine olan ilgi zaman içinde deǧişiklik göstermekle birlikte özellikle Osmanii döneminde artmıştır. İbn Kemal Paşa'nın olumlu fetvasının etkisiyle kitapların okunması ve şerh edilmesine raǧbet gösterilmiştir. Ancak bu raǧbet genellikle sadece belirli ulema veya tarikatlara mensup kişiler arasında olmuş, daha çok irfânî meselelere yönelen kimseleri ilgilendirdiǧi için geniş kitlelere ulaşmamıştır.
İbnü'l-Arabî'nin evradı özellikle sabah namazından sonra zikirlerde okunmuştur. İbnü'lArabî'nin kitaplarının çoǧaltılması ve yayılmasına katkı saǧlanmıştır. FusÛs ve Futuhât gibi meşhur kitapları Osmanii döneminde şerh edilmiş ve fikirleri tartışılmıştır. Tarikatların hemen hepsi İbnü'l-Arabî'nin vahdet-i vücud anlayışına ilgi göstermiştir.
Şam'da İbnü'l-Arabî'nin eserlerine olan ilgi tarih boyunca deǧişiklik göstermiştir. Bazı zamanlar onun öǧretilerinin kabul edilmesinde eleştiriler ve savunmalar yaşanmıştır. 17. Yüzyılda kaynaklardan anlaşıldıǧı kadarıyla İbnü'l-Arabî'nin eserlerine talep az olmuştur. Bununla birlikte onun kitaplarının okunması, okutulması ve zor anlaşılan fikirleri ile ilgili problemlerin çözülmesi ile meşgul olan kimseler bulunmaktadır.
Yine bu dönemde bazı zamanlar İbnü'l-Arabî'nin fikirleri, özellikle FusÛsu'l-Hikem kitabındaki görüşlerini eleştirenler ve hatta tekfir edenler olmuştur. Aynı dönemde İbnü'l-Arabî'nin eserlerini savunma ve anlama çabaları da artmıştır. İbnü'l-Arabî'yi eleştiren bazı âlimlere karşı, olumlu fetvalar verilmiş ve yazılar kaleme alınmıştır. İbnü'l-Arabî'ye yönelik eleştirilere karşılık Osmanii devleti ona saygı duymuş fikirlerinin yayılmasını desteklemiştir.
İbnü'l-Arabî'nin öǧretilerine ilginin arttıǧı 18. yüzyılda Abdulgani en-Nablusî gibi önde gelen isimler İbnü'l-Arabî'nin fikirlerini yaymıştır. 19. yüzyılda Emir Abdülkadir el-Cezâirî'nin çabalarıyla, İbnü'l-Arabî'nin kitaplarına duyulan ilgi zirveye ulaşmıştır. Bu dönemde İbnü'lArabî'nin kitaplarına gösterilen ilgi ve onun öǧretilerini anlama çabaları, daha geniş bir âlim ve talebe kitlesi arasında yaygınlaşmıştır.
Tabloda görüleceǧi üzere İbnü'l-Arabî'nin takipçi sayısı ilerleyen zaman içinde sürekli artış göstermiştir. On yedinci yüzyılda beş kişi iken, on sekizinci yüzyılda bu sayı on üç kişi, on dokuzuncu ve yirminci yüzyılın başlarında bu sayı otuzun üzerine çıkmıştır. Yine İbnü'l-Arabî'nin düşüncesine ilgi gösterenler, tek bir tarikat sınırlı kalmamıştır. Nakşibendiyye, Şâzeliyye, Halvetiyye, Kâdiriyye ve Rifâiyye gibi geniş bir yelpazeyi oluşturmuştur. Tarikatlerin İbnü'l-Arabî takipçileri Şam'daki nüfuzlarına göre deǧişmiştir. Halvetiyye tarikatı, Şam'da önde gelmekle birlikte Halid el-Baǧdâdî'nin gelişi ile Nakşibendiye tarikatı 20. yüzyılın başlangıcına kadar öne çıkmıştır. Ardından Şâzeliyye 20. yüzyılın ikinci yarısında en yaygın tarikat haline gelmiştir.
Ayrıca, tabloda âlimlerin çokluǧu da dikkat çekmektedir. İbn Arabi'nin düşüncesine ilgi duyanların çoǧu, şehirdeki kalemiye sınıfındandır. Resmî ve dini görevlerde bulunan kimseler olup bunlar müderris, müftü, imam, hatip gibi kimselerdir. Hatta bazı İbnü'l-Arabî takipçileri Şam'da en yüksek dini görev olan Şam müftülüǧü görevini deruhte etmişlerdir. Listenin yarısından fazlası, kendi alanlarında ilmi eserler bırakan âlimler olması dikkat çekmektedir. İbnü'l-Arabî düşüncesine ilgi gösterenlerin çoǧunun fıkıh konusunda Hanefî mezhebine mensup olduǧunu görüyoruz. Onları Şafii mezhebi takip ederken, üçüncü sırada Mâliki mezhebi gelmektedir. Mâlikîlerin çoǧu Cezayir'den Şam'a göç etmiştir. Listede sadece bir Hanbeli bulunmaktadır. Bununla birlikte tabakat kitapları bize listedeki bazı kişilerin mezheplerini belirtmemiştir.
Sidebar
Footnote
References
Kaynakça
'Allâf, Ahmed Hilmi. Dımaşk )îMatlai1-Karni1-İşrîn. thk. Ali Cemil Na'îse. Dımaşk: Dâru Dımaşk, 1976.
AzzÛzî, Muhammed el-Arabî. İthafa ZeviVİndye. Beyrut: Matba'atu'l-İnsâf, 1950.
Baytar, Abdurrezzak. Hilyetül-Beşer fi Târîhiİ-Karnıs-Sâlise Aşar. thk. Behcet el-Baytâr. 3 Cilt. Dımaşk: Mecma'u'l-Luǧati'l-Arabiyye bi-Dımaşk, 2. Basım, 1993.
Cezâirî, Ahmed. Sîratul-EmîriAbdilkadirel-Cezairîel-Hasenî. thk. Muhammed Muti' el-Hâfız. Dımaşk: DaruTaybe, 2017.
Erbakan, İyat - Delen, Halil İbrahim. "Hüseyin b. Turne el-Beytümânî'nin Risale Hablullahfl-Metîn fî AkîdetişŞeyhi'l-Ekber Muhyiddîn Adlı Eserinin Tahkikli Neşri". Tasavvur: Tekirdaǧ İlahiyat Dergisi 5/1 (Haziran 2019), 145-201.
Gazzî, Necmettin Muhammed. el-Kevâkibü's-Saire bi-AyaniTMietiTAşira. thk. Halil Mansur. 3 Cilt. Beyrut: Dâru'lKütübi'l-İlmiyye, 1997.
Habeşî, Şeyh b. Muhammed. eş-Şdhidul-MakbÛlfi'r-Rihleti ila Misre ve'ş-Şâmi ve İstanbul, thk. Muhammed EbÛ Bekr Bâzîb. Amman: Dâru 1-Feth, 2012.
Hafız, Mutľ - Abaza, Nizâr. Târîhu Ulemaı Dımaşk fH-Kamir-Rabia Aşar el-Hicrî. 2 cilt. Dımaşk: Dâru 1-Fikr, 2. Basım, 2016.
Hafız, Mutľ - Abaza, Nizâr. Uleman Dımaşk ve A^dnuhafil-Karnťs-Salise Aşar el-Hicrî. 2 cilt. Dımaşk: Dâru 1-Fikr, 1991
Hafız, Mutľ - Abaza, Nizâr. Uleman Dımaşk ve A yanuhafľl-Karnťs-Saní Aşar el-Hicrî. 3 cilt. Dımaşk: Dâru 1-Fikri, 2000.
Hafız, Mutľ - Abaza, Nizâr. Uleman Dımaşk ve A yanuhafiTKamiTHadî Aşar el-Hicrî. 2 cilt. Dımaşk: Dâru 1-Fikri, 2000.
Hakim, Da'd. el-Evamirus-Sultaniyye li-Vilâyeti Dımaşk. Dımaşk: Vizâratu s-Sekâfe, 2002.
Hallak, Budeyr. Havâdisu Dımaşk el-Yevmiyye 1741 - 1762. thk. Ahmed İzzet Abdu 1-Kerîm. Kahire: el-Cem4yyetulMısriyye li'd-Dirâsi't-Târîhiyye, 1959.
Hânı, Abdülmecid. el-Hadâikul-Verdiyye fiEcillais-Sâdetien-Nakşibendiyye. Erbil: Dâru Eras, 2. Basım, 2002.
Has, Şükrü Selim. "Halebî, İbrahim b. Muhammed". Türkiye Diyanet Vakfı İslam Ansiklopedisi. 15/231-232. İstanbul: TDV Yayınları, 1997.
Hısnî, Muhammed Edîb. Müntehabât et-Tevarîh li-Dımaşk. 3 Cilt. Beyrut: Dâru'l-Âfâk el-Cedîde, 1979.
İbn Kennân Muhammed b. Isa. el-MurÛcus-SündüsiyyetuTFesîhafiTelhîsi Târîhis-Sâlihiyye. thk. Muhammed Ahmed Dehmân. Dımaşk: Matba'atu't-Terakkî, 1947.
İbn Kennan Muhammed b. Isa. Hadâikul-Yâsemîn fi ZikriKavânîni'l-Hulefâ ves-Selâtîn. thk. Abbâs Sabbâǧ. Beyrut: Dâru'n-Nefâis, 1991.
İbn Kennân Muhammed b. Isa. Yevmiyyât Şâmiyye. thk. Ekrem el-Uİebî. Dımaşk: Dâru't-Tabbâ', 1994.
İbnTaǧrîberdî, Yusuf. el-Menhelus-Sâfivel-MüstevfâBacleTVâfi. thk. Muhammed Emin. 7 Cilt. Kahire: el-Hey'etu'l-Mısrıyyetu li'l-Kitâb, 1984.
İbn Tolun, Muhammed Şemsüddîn. el-Kalâidul-Cevheriyye fi Târihi s-Sâlihiyye. thk. Muhammed Ahmed Dehmân. Dımaşk: Mektebu'd-Dirâsâti'l-İslâmiyye, 1949.
İbn Tolun, Muhammed Şemsüddîn. Müfâkehetul-Hillân. Beyrut: Dâru'l-Kütübi'l-İlmiyye, 1998.
İbnu'Pİmâd, Abduhayy. Şezerâtuz-Zeheb fi Ahbâri men Zeheb. thk. Mahmud Arnavut. 11 Cilt. Dımaşk: Dâru İbn Kesir, 1986.
İpşirli, Mehmet. "Çivizâde Muhyiddin Mehmed Efendi". Türkiye Diyanet Vakfı İslâm Ansiklopedisi. 8/348-349. İstanbul: TDV Yayınları, 1993.
Isa, Abdulkadir. Hakâik ani't-Tasavvuf. Halep: Dâru'l-İrfân, 16. Basım, 2007.
Kasimi, Cemâluddîn. Tabakâtu Meşâhîr ed-Dımaşkıyyîn min EhliTKarnir-Râbia Aşar el-Hicrî. thk. MahmÛd Arnavut. Dımaşk: Dâru'l-BeyrÛtî, 2006.
Kâyâtî, Abdulcevâd. Nefhatuİ-BeşâmfiRihletiş-Şâm. Beyrut: Dâru'r-Râid el-Arabî, 1981.
Kılıç, Mahmut Erol. "Ekberiyye", Türkiye de Tarikatlar: Tarih ve Kültür, ed. Semih Ceyhan. 337-372. Ankara: Türkiye Diyanet Vakfı, 2. Basım, 2018.
Kılıç, Mahmud Erol. İbnul-Arabi. İstanbul: Türkiye Diyanet Vakfı İslam Araştırmaları Merkezi (ISAM), 2015; Şeyh-i Ekber İbn Arabi düşüncesine giriş. İstanbul: Sufi Kitap, 2009.
Lebeniyye, Buran. el-Hânkâvât vez-Zevâyad-Dımaşkıyye Zemene SelâtînıTMemâlik. Amman: Ürdün Üniversitesi, Doktora Tezi, 1991.
Muhibbi, Muhammed Emin. Hulâsatul-EserfiAyâniTKamiTHâdiye Aşar. 4Cilt. Kahire: el-Mektebetu 1-Vehbiyye, 1284.
Muradı, Halil. Silku'd-DürerfiAyâml-Karnis-Sâniye Aşar. 6 Cilt. Kahire: Matba'atu Bulak, 1301.
Nebhânî, Yusuf. CamiaKerâmâtiTEvliyâ. thk. İbrahim Avad. 2 Cilt. Hindistan: MerkezuEhli's-Sünne, 2001.
Öngören, Reşat. "Osmanii Türkiyesi'nde Tarikatlar", Türkiye de Tarikatlar: Tarih ve Kültür, ed. Semih Ceyhan. 55-94. Ankara: Türkiye Diyanet Vakfı, 2. Basım, 2018.
Sabbâǧ, Leylâ. el-MüctemauTArabiyyîs-SÛrî fi Matla iTAhdiTOsmânî. Dımaşk: Vizâretu s-Sekâfe, 1973.
Şattı, Cemil. Ayana Dımaşk fiTKarnis-Sâlise Aşar ve Nısfir-Râbia Aşar. Dımeş: Dârul-Beşâir, 1994.
Sawâf, Şerif. MevsÛ atuİ-Üser ed-Dımaşkıyye TârîhuhâEnsâbuhâveAİâmuhâ. 3 Cilt. Dımaşk: Beytul-Hikme, 2. Basım, 2010.
Şerif, Hayrullah. Şeyh Muhammed Emin Süveyd. Dımaşk: Mecmau'l-Luǧati'l-Arabiyye bi-Dımaşk, 2015.
Suluh,Âdil. Suturminer-RisâleTârihuHareketinİstiklâliyyetinKametfTMeşrikiTArabiyyiSenete 1877. Beyrut: Dâru'l-İlm lf 1-Melâyîn, 1966.
Tales, Es'ad. Zeylu Simârfl-MekâsıdfiZikrTl-Mesâcid. Beyrut: el-Ma'hed el-Fransî bi-Dımaşk, 1943.
Taybe, Müsellem. Târihu t-Tarîkatiş-Şâzelîyye fiDımaşk Dımaşk: DâruTaybe, 2019.
Tek, Abdurrezzak. "İbnü'l-Arabî'yi Müdâfaa Amacıyla Kaleme Alınan Fetvalar", Tasavvuf: İlmî ve Akademik Araştırma Dergisi, 9/23, (2009), 295-297.
Ulebî, Ekrem. Dımaşk Beyneİ-Memâlîkiveİ-Osmâniyyîn. Dımaşk: eş-Şeriketul-Muttehidetu li't-Tıbâ'ati ve n-Neşr, 1982.
Ulebî, Ekrem. Hitatu Dımaşk. Dımaşk: Dâru t-Tabbâ\ 1989.
Ustuvânî, Muhammed Said. Meşâhidu ve Ehdâs Dımaşkıyye fi Muntesafľl-Kamľt-Tasťa Aşar. thk. Es'ad el-Ustuvânî, Dımaşk, 1993.
Vassâf, Hüseyin. Seftne-iEvliya. 5 Cilt. İstanbul: Kitabevi, 3. Basım, 2015.
Weismann, Itzchak. "Suriye ve İsrail'de Tarikatlar: Günümüzdeki Duruma Toplu Bir Bakış", çev. Hülya Küçük, Tasavvuf: İlmî ve Akademik Araştırma Dergisi, VIl/17 (2006): 267-281.
Yılmaz, Necdet. Osmanii Toplamanda Tasavvuf Safiler Devlet ve Ulema. İstanbul: Osmanii Araştırmaları Vakfı, 2001.
Yücer, Hür Mahmut. Osmanii Toplamanda Tasavvuf 19. Yüzyıl. İstanbul: İnsan Yayınları, 2003.