Öz
Türk siyasi hayatında pek çok önemli şahsiyet varlık göstermiş, ancak bu şahsiyetlerden pek azı fikirlerini, düşünce dünyalarını ve duygularını geleceǧe aktarabilmiştir. Geleceǧe aktarım saǧlayabilen bu isimlerden ön plana çıkan bir tanesi de Alparslan Türkeş olmuştur. Türkeş, asker kökenli bir siyasetçi olup hayata gözlerini yumduktan sonra dahi Türk siyasal hayatına yön verebilmeyi başarabilmiş nadir bir şahsiyet olarak kabul edilmektedir. Özellikle 1960 darbesi sonrasında milliyetçiliǧi, Türkçülük mefhumu etrafında kenetlemeyi başarabilmiş ve Türkçülük mefhumunu kurduǧu siyasal partiyle kemikleştirebilmiş bir aktör olmuştur. Sonrasında ise Türk siyasal hayatındaki özgül aǧırlıǧı dolayısıyla pek çok politik gelişmede aktif rol oynayan bir politikacı olarak ön plana çıkmıştır. Bu sebeple çalışmamızda, milliyetçilik mefhumunu şekillendiren ve dönüştüren bir lider olarak Türkeş'in felsefesi ve düşünceleri politik psikoloji baǧlamında ele alınacak ve bir çerçeve ortaya konmaya çalışılacaktır.
Anahtar Kelimeler: Politik Psikoloji, Alparslan Türkeş, Milliyetçilik, Türk Siyasal Hayatı
Makale Türü: Araştırma Makalesi
Abstract
There have been many important personalities in Turkish political life, but very few of these personalities have been able to transfer their ideas, world of thought and feelings to the future. One of these figures who could transfer their ideas, thoughts and feelings to the future was Alparslan Türkeş. Türkeş, a politician of military origin, is recognised as a rare figure who was able to shape Turkish political life even after his death. Especially after the 1960 coup d'etat, he was able to unite nationalism around the notion of Turkism and ossify the notion of Turkism with the political party he founded. Afterwards, he came to the forefront as a politician who played an active role in many political developments due to his specific weight in Turkish political life. For this reason, in this study, Türkeş's philosophy and thoughts as a leader who shaped and transformed the concept of nationalism will be discussed in the context of political psychology and a framework will be tried to be put forward.
Keywords: Political Psychology, Alparslan Türkeş, Nationalism, Turkish Political Life
Paper Type: Research Article
1.Giriş
Politik psikoloji 1970'lerden itibaren özellikle Amerika'da ortaya çıkmış ve hızla tüm dünyaya yayılmış bir alan olarak dikkat çekmektedir. Sosyal bilimlerin önemli iki bilimi olan siyaset ile psikolojinin birleşmesiyle gelişen politik psikoloji; daha çok liderlerin, ideolojilerin ve tüm siyasal davranışların incelenmesini içermektedir. Bu baǧlamda Fransız devriminin etkisiyle ortaya çıkan milliyetçilik ideolojisini politik psikoloji baǧlamında incelemek hem siyaset bilimi açısından hem de psikoloji açısından önemli görülmektedir.
Milliyetçilik, özellikle son yüzyılda toplumların ve bireylerin davranışlarına son derece etki etmiş bir ideolojidir. Dolayısıyla milliyetçilik, araştırmacılar tarafından üzerinde sıklıkla durulan konulardan birisi olmuştur. Politik psikoloji çalışan araştırmacılar da milliyetçiliǧin psikolojik boyutlarını, kavramlarını ve kuramsal yaklaşımlarını ortaya koyarak ideolojinin psikolojik olarak daha iyi anlaşılması baǧlamında literatüre katkıda bulunmuşlardır. Milliyetçiliǧin psikolojisi açıklanırken öncelikli olarak köken ve kavram olarak milliyetçiliǧi açıklamada kullanılan İlkçilik, Modernizm, Etnosembolizm gibi yaklaşımlardan faydalanılmıştır. Bunlara ek olarak da politik psikoloji baǧlamında kuramsal olarak Psikodinamik Kuram, Gerçekçi Çatışma Kuramı, Sosyal Kimlik, Sosyal Baskınlık Kuramı, Biyopolitik Yaklaşım kuramlarından faydalanılmıştır. Bu çalışmada da kuramsal çerçeve boyutunda öncelikli olarak bu kuram ve yaklaşımlara yer verilmiştir.
Türkiye'de ise milliyetçilik, özellikle Cumhuriyetin kurulması, çok partili hayata geçilmesi ve 1960'larla birlikte toplumsal ve siyasal alanda varlık göstermesi ile birlikte kamusal alanda belirgin bir görünüm kazanmıştır. Türk milliyetçiliǧinin teorik ve edebi anlamda birçok temsilcisi olmasına raǧmen siyasal alanda ilk akla gelen isimlerden birisi Alparslan Türkeş'tir. 1960'larda askeri görevleri bulunan ve kendisini vatansever bir asker olarak tanımlayan Türkeş, bu görevlerinin ardından pratik siyasete atılmış ve 1999 yılında vefat edene kadar Türkiye'de milliyetçi partiler olarak anılan partilerin liderliǧini yapmıştır. Türkeş, yaşamı boyunca hatta vefatından sonra da başkomutan, önder, lider anlamına gelen Başbuǧ olarak anılmıştır. Bugün dahi bu şekilde anılmaya devam etmektedir. Şüphesiz içinde bulunduǧumuz zaman diliminde Türk milliyetçiliǧinin siyasal alandaki temsilcisi olarak ön plana çıkmasında ve partisinin milliyetçi bir parti olarak siyasal alanda varlıǧını devam ettirmesinde Türkeş'in izlediǧi siyaset önemli bir rol oynamıştır. Bunu yaparken hem partisinin hem de milliyetçi ideolojinin temsilcisi olacak şekilde ülkücülük kimliǧini takipçilerine kazandırmış ve bu kimliǧin kullanılmasını saǧlamıştır. Aynı zamanda Türkeş, "9 Işık Doktrini" ile milliyetçiǧe ışık tutmuş ve takipçilerine yol gösterecek temelleri kazandırmış önemli bir siyasal liderdir.3
Bu noktadan hareketle ele alınan çalışmada politik psikolojinin milliyetçilik kuramları ile birlikte pratik alanda Türk milliyetçiliǧinin önde gelenlerinden biri olan Türkeş'in milliyetçilik anlayışı analiz edilmiştir. Bu analiz ve deǧerlendirme yapılırken öncelikli olarak teorik alandaki kuramlar, Türkeş'in hayatı, partilerinin seçim beyannamelerindeki milliyetçilik yaklaşımları ve kullandıǧı ifadeler/söylemler incelenmiştir.
2.Kavramsal Olarak Milliyetçilik
Etimolojik olarak "millet" kavramı dilimize Arapçadan geçmiş olup Türk Dil Kurumu sözlüǧünde "ulus" kavramıyla eş anlamlı olarak kullanılmaktadır. Türk Dil Kurumu'na göre millet, "çoǧunlukla aynı topraklar üzerinde yaşayan, aralarında dil, tarih, duygu, ülkü, gelenek ve görenek birliǧi olan insan topluluǧu" olarak tanımlanmaktadır. Arapçada deǧişik manalarda kullanılan millet kavramı, "mezhep", "secde" manalarında kullanıldıǧı gibi "ümmet" kelimesi yerine de kullanılmıştır. Özellikle Osmanlı döneminde gayrimüslim cemaatler için kullanılan millet kavramı Rum, Ermeni ve Yahudileri nitelendirmek adına etnik olarak deǧil dinî cemaatleri ifade etmek adına kullanılıyordu. Bunun dışında Müslüman halk "Ümmet-i Muhammed" olarak adlandırılıyordu. Köken olarak yabancı olan "millet" kavramı bugün ise dilimize farklı bir mana kazanarak dahil olmuş, Batılı milletlerin kullandıǧı ve 'ulus ve millet' kavramlarına karşılık gelen 'nation' kavramından daha fazlasını muhteva ederek dilimiz içerisinde önemli bir kimlik kazanmıştır (Niyazi, 2014, s. 16-17). Bu aşamada ulus kavramının ve ulus devletlerin ortaya çıkmasıyla milliyetçiliǧin tüm dünyada güçlü bir ideoloji haline gelmesi açısından tarihsel bir deǧerlendirme önem arz etmektedir. Özellikle 1648 Vestfalya Barışı sonrasında günümüz modern devletlerinin ortaya çıkmasıyla birlikte deǧişen ve dönüşen uluslararası sistem Fransız İhtilali ile birlikte ulus devletleri ön plana çıkarmış; ulus devletlerin ön plana çıkmasıyla birlikte de imparatorluklar temelinden sarsılmış ve daǧılma süreçlerini yaşamıştır. Nitekim I. Dünya Savaşı sonrasında Avrupa'da imparatorluklar devrinin bittiǧi meydana gelen daǧılma süreçleriyle birlikte tescillenmiş ve milliyetçilik tüm dünyada daha önemli bir mefhum haline gelmiştir (Özkan, 2022a, s. 1-2).
Hakikatte milliyetçilik4 bir felsefi ya da sosyolojik doktrinin kalıpları içinde izah edilemeyecek kadar çok renkli birtakım siyasi ve kültürel hareketlere verilen genel bir adlandırma (Güngör, 1990, s. 9) olsa da dün olduǧu gibi içinde bulunduǧumuz zaman diliminde de dünyamızı etkileyen önemli bir fikri harekettir (Kaplan, 2012, s. 3). Milliyetçiliǧin mahiyeti toplumdan topluma ve zamandan zamana deǧişiklik arz etse de genel olarak mahiyeti gereǧi insanları birleştirmeye yönelik olduǧu zaman, birlik ve beraberlik isteyenlerce meşru, bölmeye yönelik olduǧu zaman ise gayri meşru olarak nitelendirilmektedir (Niyazi, 2014, s. 9). Osmanlı döneminde art arda gelen maǧlubiyetlerden kaynaklanan bir kıstırılmışlık duygusundan beslenen milliyetçilik, bugün ise gösterişli resmî söylemle gerçeklik arasında sürekli var olan bir uyumsuzluktan beslenmektedir. Bu milliyetçilik anlayışı "Türklük" olarak hem Osmanlı Türkleri hem de Rus İmparatorluǧunda yaşayan Türkler tarafından dile getirilmiş ve diǧer tüm deǧerlerden üstün bir yere sahip olduǧu iddia edilmiştir. Bu iddiaya binaen Türklük mefhumu Türkiye Cumhuriyeti doǧarken, daha önce Yusuf Akçura veya Ziya Gökalp tarafından dile getirilenler5 resmî ve devlete dayalı bir ideolojinin inşasına hizmet etmiştir (Copeaux, 2017, s. 44).
Bu tartışmalar bir kenara, bir milletten olmak ile milliyetçi olmak arasında bariz bir farklılık söz konusudur. Zira bir milletten olmak doǧal bir hadise, milliyetçi olmak ise kültür, şuur ve irade meselesidir. Milliyetçi olmak için o millete mensubiyet gereklidir, fakat tek başına bu mensubiyet milliyetçi olabilmek için yeterli deǧildir. Milliyetçi olarak tanımlanan kişi, mensup olduǧu milleti seven, yücelten ve tanıyan kişi demektir. Millet mefkÛresini özümsemeyen ve aidiyet hissi taşımayan kimseler milliyetçi deǧil, sadece o milletten olan kişilerdir. Şüphesiz hiç bir insan milliyetçi olarak doǧmaz, dahası sonraki hayatında kendisini milliyetçi olarak tanımlaması da onu milliyetçi kılmaz. Kişiyi milliyetçi kılan, kendi söylemleri ya da tanımlaması deǧil, millet şuuruna ermesi ve milletin ıstırabını hissederek onunla dertlenmesi durumudur (Kaplan, 2012, s. 31-32). Zira milliyetçilik, bir memleketteki millî kültüre dayanır.6 Hâlbuki Türkiye'de batılılaşma hareketleri sonunda münevver tabaka Türk kültürüne bigâne kalmış, hakiki bir kültür yaratarak milletin bütün tabakalarına yayma başarısını gösterememiştir (Güngör, 1990, s. 10-11). Mevcut döneme ilişkin Türk münevverlerinin Türk kültürüne bigâne kalışı pek çok kişi tarafından eleştirel bir bakış açısıyla ele alınmıştır.
2.1.Milliyetçilik Tanımları ve Yaklaşımları
Milliyetçilik, siyasal davranışın önemli belirleyicilerinden birisi olmuştur. Son iki yüzyıldır devletler tarafından yukarıdan aşaǧı, tepeden indirgemeci bir yaklaşımla ulus inşa etme süreçleri yaşanmış ve imparatorluklar yıkılmıştır. Böylece milliyetçiliǧin yükselmesine baǧlı olarak ulus devletler ortaya çıkmıştır. Milliyetçilik; millî kimlik, millî idare ve vatan gibi temel kavramları inşa etmiş ve kullanmış olsa da millî sınırların nasıl belirleneceǧine dair rasyonel bir kurama sahip olamamıştır (Özler, 2018, s. 97).
Bazı araştırmacılar milliyetçiliǧin icat edilmiş bir doktrin olduǧunu ileri sürmektedir. Bunlardan birisi olan Kedourie; Milliyetçiliǧin 19. yüzyıl başlarında Avrupa'da icat edilmiş bir doktrin olduǧunu ileri sürmektedir. Buna karşılık Smith ise icat kelimesinden ne anlaşılması gerektiǧi ile ilgili ve milliyetçiliǧin hangi anlamda ve milletleri nasıl icat ettiǧine ilişkin sorular sormaktadır (Smith, 1994, s. 117). Milletin neden ve nasıl Avrupa'da doǧduǧuna ilişkin sorular sorulduǧunda cevap çok da zor deǧildir. Çünkü burada milletlerin ana hatlarının modern öncesi etnik kimlikler tarafından oluşturulduǧuna kesin gözüyle bakılmaktadır. Benzer durum milliyetçilik için de geçerlidir. Milliyetçilik çoǧu görüşe göre aslında olması gereken ya da özlem duyulan yeni milletlerin yaratılmasına yardım etmektedir. 18. Yüzyılın sonlarına doǧru politik alanda ortaya çıkan milliyetçilik, modern bir ideoloji olarak görülmektedir. Fakat milletler ve bu baǧlamda milliyetçilik başka bir kültür, toplumsal örgütlenme ya da ideoloji türünden daha fazlası deǧildir. Aslında o da çaǧın ruhunun bir parçası olduǧu kadar aynı düzeyde çok daha eski motif, tahayyül ve fikirlere de baǧlı bir ideolojidir. Nitekim milliyetçilik kavramı üzerine birçok tanım yapılsa da Smith kendi çalışmasında kavramı beş farklı özellikle ele almıştır (Smith, 1994, s. 118-119):
* Bütün olarak millet ve millî-devletlerin bütün bir kurulma ve kendini idame ettirme süreci,
* Bir millete ait olma ve bilinci, milletin güvenliǧi ve refahıyla ilgili özlem ve hissiyata sahip olma,
* Millet ve rolüne ilişkin dil ve sembolizm,
* Milletler ve milli irade hakkında bir kültürel doktrin ile millî emellerin ve millî idarenin gerçekleşmesine dair reçeteleri de içeren bir ideoloji,
* Milletlerin amaçlarına ulaşacak ve millî idareyi gerçekleştirecek bir toplumsal ve siyasal hareket.
Gellner'e göre ise milliyetçilik, temelde siyasal birim ve ulusal birimin çakışmasını öngören siyasal bir ilkedir. Ayrıca Gellner bir duygu veya akım olarak milliyetçiliǧi en iyi açıklayan ve tanımlayan hususun bahsi geçen ilke olduǧunu belirtmektedir. Milliyetçilik temelde kızgınlık, onur, mutluluk gibi duygulardan hareketlenir. Aynı zamanda milliyetçilik, etnik sınırların siyasal sınırların ötesine taşmaması ve özellikle bir devletin içindeki etnik sınırların iktidar sahipleriyle yönetilenleri birbirinden ayırmamasını ön gören bir siyasal meşruiyet kuramı olarak da ifade edilebilir. Öte yandan milliyetçilik, ulusların öz bilinçle uyanışı deǧil aslında var olmayan milletleri icat etmek olarak görülmelidir (Gellner, 1992, s. 19-20).
Anderson ise "Hayali Cemaatler" adlı çalışmasında milliyetçik üzerine farklı bir bakış açısı getirmiştir. Ona göre ulus, hayal edilmiş bir siyasal topluluktur. Buna göre, milletin üyelerinden hiçbiri diǧer üyelerin yüz yüze tanımayacak ama tanıdıǧını hayal edecek, çoǧu hakkında herhangi bir şey işitmeyecek ama yine de her birinin zihninde toplamlarının hayali yaşamaya devam edecektir. Dışarıda bir yerlerde başka milletlerin var olduǧunu hayal edecek, bu nedenle - ne kadar büyük olursa olsun - millete esnek ama hayali bir sınır ekleyeceklerdir. Dolayısıyla milleti egemen olarak hayal edecektir. Kavramın doǧuşunu ve aradıǧı özgürlüǧünü bu şekilde sembolize edecektir. Bunula birlikte milletler arasında her ne kadar eşitsizlik ve sömürü olursa olsun içlerinde derin ve yatay bir yoldaşlık olarak hayal edilmektedir (Anderson, 1995, s. 20-22).
Milliyetçiliǧi açıklarken ulusal kimlik, vatandaşlık, vatanseverlik gibi kavramalardan faydalanmak gerekir. Ulusal kimlik, ülkedeki çoǧunluǧun ya da ulus devletin temsil ettiǧi ideolojiyi yansıtan kimlik olarak bilinmektedir. Vatandaşlık ise, ülke içerisinde yaşayan hemen hemen herkese verilen statü ya da kimlik olarak deǧerlendirilirken, vatanseverlik ise, bir ülkenin vatandaşı olarak o ülkeye karşı duygusal ve kuvvetli bir şekilde baǧlanma, beǧenme veya sevme olarak ifade edilebilir. Ancak kişinin bir ülkeye vatandaşlık baǧı ile baǧlı olması onun vatansever olduǧu anlamına da gelmemektedir (İslambay & Ulu, 2016, s. 300-301). Tüm tanımlamalar ve kavramlar bir arada deǧerlendirildiǧinde milliyetçiliǧin ve millî kimliǧin beş temel özelliǧini Smith sistematize etmiştir. Bu yaklaşıma göre millî kimlik için öncelikli şart, tarihi bir topraǧın/ülkenin var olmasıdır. İkinci olarak millî bir kimliǧin ortaya çıkması ve milliyetçiliǧin de oluşabilmesi için ortak mitler ve tarihi bir hafızanın olması gerekmektedir. Üçüncü olarak kitlesel bir kamu kültürü gerekliyken, dördüncü olarak ise toplumun bütününü kapsayan ve tümü için geçerli ortak yasak hak ve görevler olması gerekmektedir. Son olarak da topluluk fertlerinin ülke üzerinde serbest hareket imkânına sahip olması ve ortak bir ekonomi olması gerekmektedir. Dolayısıyla millet, tarihi bir toprak parçası üzerinde, ortak mitleri ve tarihi belleǧi olan bununla birlikte kamu kültürü ve ortak yasal hak, görev ve ekonomin adı olarak tanımlanabilmektedir (Smith, 1994, s. 31). Bu özellikler olmadan bir milletten, millî kimlikten ve dolayısıyla milliyetçilikten bahsetmek çok da mümkün gözükmemektedir. Bu noktada milliyetçiliǧi açıklamada kullanılan "ilkçilik, modernizm ve etnosembolizm" olmak üzere ön plana çıkan üç yaklaşım irdelenecektir. Nitekim bu kuramlar milletleri ve milliyetçiliǧi açıklamada kullanılmış ve yerleşmiştir.
2.1.1. İlkçilik
İlkçilik kuramına göre, milletler tarihin en başından beri var olduǧunu ve insanların bu milletlere manevi olarak baǧlanmış olduǧunu iddia etmektedir. Öte yandan ilkçilik (primordializm) milliyetin insanların doǧal bir parçası, hatta konuşma, görme veya koku alma kadar doǧal ve ulusların çok eski zamanlardan beri var olduǧunu tanımlamak için kullanılan bir kavram olmuştur. Milliyetçilerin görüşü olan ilkçilik uzun bir süre sosyal bilimcilerin ve özellikle tarihçiler arasında baskın bir paradigma olmuştur (Özkırımlı, 2010, s. 49)
Bu yaklaşımı savunanlara göre milletler, doǧal, sabit ve aynı zamanda deǧişmez bir olgudur. Belirtildiǧi gibi çok eski çaǧlardan beri milletler mevcudiyetlerini sürdürmektedir. Kuram içerisinde doǧalcı, kültürel ve biyolojik gibi üç farlı bakış açısı da bulunmaktadır. Bunlardan en yaygın olanı doǧalcı bakış açısıdır. Bu bakış açısına göre yukarıda da ifade edildiǧi gibi etnik kimliklerin tıpkı duyu organları gibi doǧal olmasıdır. Aynı zamanda insanlar doǧuştan bir etnik topluluǧun bir üyesi ve parçası olarak dünyaya gelmektedir. Bir örnekle açıklamak gerekirse, Onuncu Yıl Marşı'nda yer alan "Tarihten önce vardık, Tarihten sonra varız" dizeleriyle Türk milletinin bir başlangıcı olmadıǧına, çok eski çaǧlardan beri varlık gösterdiǧine hatta sonsuz geleceǧe sahip olduǧuna yönelik inanç ifade edilmiştir. Bu örneǧin doǧalcı ve ilkçilik kuramıyla doǧrudan örtüştüǧü söylenebilir. Ancak bu yaklaşım zamanla etkisini yitirmiş ve yaklaşımın taraftarlarının önemli bir bölümü modernist yaklaşımı benimsemişlerdir (Akıncı, 2019, s. 414), (Gökalp, 2007, s. 281).
2.1.2. Modernizm
Modernizm, milliyetçiliǧi insan toplumlarının doǧal ve evrensel bir özelliǧi olarak gören ilkçiliǧe ve eski kuşakların ilkelciǧine bir tepki olarak ortaya çıkmıştır. Smith'e göre, ulusların ve milliyetçiliǧin modern dünyaya ve modernite devrimine ilişkin olduǧu inancı olarak klasik modernizm, 1960'larda sosyal bilimlerde geniş geçerlilik kazanmış bir teori olarak deǧerlendirilmektedir (Smith, 1994), (Özkırımlı, 2010, s. 72). Dolayısıyla modernizm, ilkçiliǧin aksine milliyetçiliǧin çok eski çaǧlardan beri var olduǧu görüşüne temelde karşı çıkmaktadır. Milliyetçilik, millî kimlik ile birlikte modern zamanlarda ortaya çıktıǧı bu kuramda iddia edilmektedir. Hatta "milliyetçilik ile birlikte millet ortaya çıkmıştır" savı bu kuramın ön plana çıkan bir tezahürü olarak deǧerlendirilmektedir.
Modernist yaklaşımın akademik dünyada ilkçi yaklaşımın geri plana itilmesinde önemli etkisi olmuştur. Çünkü görüldüǧü üzere iki kuram üzerine ciddi yaklaşım farklılıkları bulunmaktadır. Modernist yaklaşımın savunucuları arasında Gellner, Anderson, Hobsbawm, Balibar, Bhabba, Breuilly, Nairn, Brass, Hroch ve Chatterjee yer almaktadır. Bu düşünürler modernist yaklaşıma benzer açıklama ile milletlerin modern çaǧın bir ürünü olduǧunu iddia etmektedir. Ayrıca sanayileşme, merkezi devletlerin ortaya çıkması, kentleşme, laikleşme gibi etkenler milletlerin ortaya çıkmasında önemli bir etkiye sahip olmuştur. Dolayısıyla milliyetçilik, milletlerin bir ürünü deǧil aksine milletleri meydana getiren bir mefhumdur (Gellner, 1992), (Akıncı, 2019, s. 415).
2.1.3.Etnosembolizm
Etnosembolizm, modernizmin teorik eleştirisinden ortaya çıkmaktadır. İlkçiler ile modernistler arasında orta yerde duran etno-sembolcü yaklaşımın en bilinen temsilcisi Smith'dir. Smith, modernistler gibi milletlerin modern bir olgu olduǧunu ve bir ideoloji hâline gelmesinin ancak 19. yüzyıl sonrasında gerçekleştiǧini savunmaktadır (Akıncı, 2019, s. 415).
Kavram geniş anlamıyla birlikte, etnisite ve milliyetçiliǧin oluşumunda, devamında ve deǧişiminde mitlerin, hatıraların, deǧerlerin, sembollerin ve geleneklerin önemli rolü olduǧunu vurgulayan bir yaklaşımdır. Bu yaklaşıma göre; ulusal geçmiş, bugünü ve geleceǧi ile süreklilik, yineleme ve sahiplenmenin önemli olduǧu, modern ulusların oluşumunda geçmişte var olan etnik toplulukların önemli olduǧu ortaya konmuştur. Aynı zamanda anıların, köken ve etnik mitlerin, kahramanlıkların, ata kültlerinin, vatana baǧlı olmanın ulusal kimliklerin oluşmasında ve devam edebilmesindeki rolü olduǧu savunulmaktadır. Özellikle modernizm yaklaşımının aksine önceden var olan mitler, deǧerler ve simgelerin modern ulusların ve milliyetçiliǧin ortaya çıkmasında, oluşmasında ve devam etmesinde önemli görülmüştür. Dolayısıyla ulusları ve milliyetçiliǧi daha önceden var olan gruplar ile birlikte ortak bir tarihi kimlik üzerinden anlaşılabileceǧi görüşü hâkim olmuştur (Özkırımlı, 2010, s. 143).
3.Politik Psikoloji Baǧlamında Milliyetçilik Yaklaşımları
Milliyetçilik, siyaset ve diǧer sosyal bilimcilerin yanı sıra son dönemlerde psikologlar ve bu alanda çalışan araştırmacılar tarafından da üzerinde durulmaktadır. Bu baǧlamda sosyal ve politik psikoloji üzerine çalışanlar tarafından birçok nicel ve nitel araştırma yapılmıştır. Milliyetçiliǧi de psikolojik boyutlarıyla ele alan ve açıklamaya çalışan araştırmacılar bir takım yaklaşımlar ve kuramlar ortaya koymuşlardır. Bu kuramlar ve yaklaşımlar; Psikodinamik Yaklaşım, Biyopolitik Yaklaşım, Gerçekçi Grup Çatışması Kuramı, Sosyal Baskınlık Kuramı, ve Sosyal Kimlik Kuramı'dır (İslambay & Ulu, 2016, s. 306).
3.1. Psikodinamik Yaklaşım
Psikodinamik yaklaşım, milliyetçiliǧe dair net olarak eǧilimci bir yaklaşım olarak deǧerlendirilen ve siyaset psikolojisinden ayrı kalmayı reddeden bir kuramdır. Freud, yalnızca bir arada yaşamakla kalmayıp, birbirlerine önemli ölçüde benzeyen insanlar arasında yaşanan çatışma eǧilimlerini küçük farklılıkların narsizmi olarak adlandırmaktadır (Houghton, 2015, s. 194). Bu yaklaşım bir toplumdaki ortak özelliklerin, bireyin ön plana çıkmasını engellemesi dolayısıyla, bireyin kendi özelliklerini diǧerlerinden daha anlamlı ve pozitif bir şekilde farklılaştırma isteǧi olarak tanımlanabilmektedir (İslambay & Ulu, 2016, s. 304). Bu yaklaşım bireylerin gelişme dönemlerinde bölünme davranışlarından bahsetmektedir. Bireyler bu dönemlerde dünyayı iyi-kötü olarak ikiye ayırır ve kendilerindeki kötü özellikleri ötekine yansıtarak ona karşı savunmacı bir yaklaşım geliştirir (Yıldırım & Kumcaǧız, 2022, s. 105-106).
Vamık Volkan, Freudyen yaklaşımın ve onun milliyetçilik üzerine fikirlerini benimseyen psikanalistlerden birisidir. Volkan, Frued'un da önemli ve klasik bir düşünce olan bölünme üzerinde durmaktadır. Bireyler erken gelişme evresinde diǧerlerinde hoşlandıkları ya da hoşlanmadıkları yönleri dışarı yansıtarak dünyayı iyi ve kötü olarak ikiye ayırmaktadır. Böylece bireyler, düşmanları hakkında hüküm verirken yalnızca onların özellikleri ile ilgili deǧil aynı zamanda kendi içlerinde onlara dair hoşlanmadıkları şeylere de hüküm vermiş olmaktadır. Düşmanlara karşı hissedilen, duyulan öfke ve kızgınlık aslında bireyleri bilinçsiz bir şekilde kendilerine karşı hissedilen öfkeden kurtarmaktadır (Houghton, 2015, s. 195).
Özetle bireyler, dünyayı iyi ve kötü olarak ikiye ayırmaktadır, kendilerinde gördükleri kötü özellikleri kötü olarak gördükleri ötekilere yansıtır ve kendisinden olmayanlara karşı temkinli ve savunmacı bir yaklaşım geliştirir. Milliyetçilik konusunda da bireyler kendi ulusunu, kimliǧini kısaca kendinden olanı koruyarak ve savunarak bir bilinç düzeyi geliştirmektedir. Böylece kötülerden yani kendinden olmayanlara karşı bir bilinçaltı savunma geliştirmektedir (İslambay & Ulu, 2016, s. 304).
3.2. Gerçekçi Grup Çatışması Kuramı
Milliyetçiǧi açıklamada kullanılan diǧer psikolojik kuramlardan birisi de Gerçekçi Grup Çatışması Kuramı'dır. Bu kuramda bireyler kendilerini ait hissettikleri gruba "biz" diǧerlerini de "onlar" şeklinde gruplandırmaktadır. Bu ayrım sosyal psikologlar tarafından iç grup ve dış grup olarak da nitelendirilebilmekte ve basitçe çatışmaların, bir grubun yani biz ile onların savaşmak için gerçekçi rasyonel nedenleri olduǧunda ortaya çıktıǧını iddia etmektedir. Muzaffer Şerif ve arkadaşı tarafından 1950 yılında gerçekleştirdikleri grup deneyi bu kuramı açıklamaktadır. Bu deneyden kısaca bahsetmek gerekirse Şerif ve arkadaşı gençleri bir adaya götürerek rastgele yani hiçbir özellik ortaya koymadan iki gruba ayırmış ve grupları yaklaşık bir hafta birbiriyle görüştürmemiştir. Birbirleriyle görüşmeyen gruplar kendi kimliklerini, liderlerini ve kültürlerini hızlı bir şekilde oluşturmuşlardır. Sonrasında Şerif ve arkadaşı, bu gençleri bir dizi oyuna ve yarışmaya tabi tuttu ve onları gözlemlemeye başladı. Gençler arasında rekabet içermeyen yarışmalarda bile kavgaların, düşmanlıkların geliştiǧi ve dahası birbirlerine yönelik önyargıların oluştuǧu ve kendi grubunu üstün görme durumu gözlemlendi (Houghton, 2015, s. 189).
Bu deneyler sonucunda gruplar birbirlerini hiç tanımasalar dahi ortak çıkarlar ile bir araya geldiklerinde; biz ve onlar olarak basitçe ayrılabildiklerini, bununla birlikte karşı gruba karşı hızlı bir refleks oluşturarak önyargı, kin, nefret ve saldırganlık besleyebileceklerini ortaya koymuştur. Bu durumu açıklayan en önemli örneklerden bir tanesi Suriye'den Türkiye'ye gelen mültecilere bakıştır (İslambay & Ulu, 2016, s. 304). Nitekim milliyetçiliǧi açıklayan gerçekçi grup kuramı da bu doǧrultuda milletler ayrıştırıldıǧında herhangi bir rekabet ortamı olsun ya da olmasın gelişigüzel gruplandırıldıklarında dahi biz ve onlar anlayışının ortaya çıkacaǧını, diǧerine karşı ön yargı, çatışma hatta daha ileri boyutta nefretin oluşabileceǧini iddia etmektedir.
3.3. Sosyal Kimlik Kuramı
Sosyal kimlik kuramı, kişinin özsaygısını kendi bireysel varlıǧından veya deneyimleri sonucu kazandıǧından ziyade, kimliǧin belirli bir gruba üye olmasından devşirildiǧi iddiasındadır. Bu baǧlamda insanlar kendi ait oldukları gruplar hakkında iyi şeyler düşünmeye ihtiyaç duymakta ve bu yönde güdülenmektedirler (Özler, 2018, s. 104-105). Gerçekçi Grup Çatışması kuramında olduǧu gibi bu yaklaşımda da iç grup ve dış grup dinamikleri arasındaki ayrım ele alınmaktadır.
Bu kuramda Şerif'in çalışmalarını daha da ileriye götüren Tajfel ve arkadaşları, dış gruplara yöneltilen düşmanlık ve diǧerlerine gösterilen iltimas ile gruplar arasında bir etkileşimin ya da bu yaklaşımları açıklayacak mantıklı, rasyonel bir farklılıǧın olmasına gerek olmadıǧını ortaya koymuşlardır. Yani sosyal kimlik kuramı, iç grup ile dış grup arasında bir rekabet veya çatışmayı ortaya çıkaracak herhangi rasyonel bir neden olmasa dahi ortaya çıkabileceǧi sonucuna ulaşmıştır (Houghton, 2015, s. 190). Özler ise bu durumu; millî kimlik, başka bir ulus veya ulusların tehdit ve düşman olarak betimlenmesini içerdiǧinden bir negatif bütünleşme stratejisi olarak deǧerlendirmiştir. Dolayısıyla milliyetçilik; ben ve sen deǧil, biz ve onlar şeklinde bir ayrım ile beraber olumsuz ötekilere dayandırılmaktadır (Özler, 2018, s. 105). Kısaca bu kuram kendilerini diǧer gruplar ile kıyaslayarak iç grubunun dış gruplardan pozitif bir şekilde farklı olduǧu savına öne sürmektedir.
3.4. Sosyal Baskınlık Kuramı
Bu kuram yeni bir yaklaşım olarak deǧerlendirilmekte ve daha çok evrimsel psikolojiden etkilenmiştir. Kuramın savunucularına göre, tüm toplumlar bir yönü ile temelde hiyerarşik olma özelliǧi göstermektedir ve her toplum içerisinde bir baskın bir de itaatkâr bir grup bulunmaktadır. Aynı zamanda baskın grup içerisinde yer alanlar, sosyal statü ve birçok özellik ile birlikte kendilerini itaatkâr grup üyelerinden üstün görmektedir. Sosyal baskınlık yönelimi olarak da ifade edilen bu durum, eşitsizlik, baskı ve ayrımcılıǧa karşı yasal bir otorite gibi hizmet etmektedir (Houghton, 2015, s. 193). Psikolojik olarak baskın olmak isteyen uluslar da bu özelliklerden ve mitlerden faydalanarak milliyetçi duyguları arttırmak istemektedirler. Ulusları yönetenler de bu duygulara vurgu yapmakta hatta baskın gruplar hiyerarşik olarak daha üstün görüldüǧü için birçok noktada alt gruplara nazaran daha fazla hizmet ve kaynak aktarımı yapılabilmektedir (İslambay & Ulu, 2016, s. 304).
3.5. Biyopolitik Yaklaşım
Genellikle biyologlar tarafından kabul gören biyopolitik yaklaşımına göre, birçok dürtü ve doǧuştan gelmektedir. Aynı ulus içerisinde dünyaya gelen bireyler de genetik olarak birçok açıdan birbirine benzediǧi bu yaklaşımda öne sürülmektedir. Bazı araştırmacılar tarafından genetik benzerlik kuramı da denen yaklaşımın diǧer bir özelliǧi ise bireyler genetik olarak kendilerine benzeyenlere iyilik yapma eǧiliminde olurken, benzemeyenlere düşmanca yaklaşabilmektedir (İslambay & Ulu, 2016, s. 304), (Houghton, 2015, s. 197).
4.Milliyetçi Bir Lider: Alparslan Türkeş
Alparslan Türkeş, 25 Kasım 1917'de Kıbrıs Lefkoşa'da dünyaya gözlerini açmıştır. Babası Koyunoǧlu sülalesinden Tuzlalı Ahmed Hamdi Bey, annesi ise Fatma Zehra Hanım'dır. On altı yaşında ailesiyle birlikte İstanbul'a giden Türkeş, 1933 yılında Lefkoşalı olan İzmir Milletvekili Hüseyin Sırrı Bellioǧlu'nun desteǧiyle geçici olarak Kuleli Askerî Lisesi'ne kaydolmuş, Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olduktan sonra ise askerî liseye asil olarak kaydını yaptırmıştır. 1936 yılında askerî liseyi bitiren Türkeş 1938 yılında ise Harp Okulu'ndaki eǧitimini tamamlamıştır. 1940 yılına gelindiǧinde Refik Yurtsever'in yeǧeni Muzaffer Hanım ile hayatını birleştiren Türkeş; Gelibolu ve Erdek başta olmak üzere çeşitli yerlerde askerlik görevini icra etti. Çevresi tarafından Osmanlı ve Türk tarihine ilgi duyan, Türk büyüklerini tanıma iştiyakıyla ön plana çıkan bir subay olarak tanındı. Özellikle Ziya Gökalp ve Nihal Atsız'a ait eserlerden yaptıǧı okumalarla düşünce dünyasını şekillendirdi. Türkeş subay olarak görev yapmakta iken 1944 yılında yapılan "Irkçılık-Turancılık" davasında Nihal Atsız, Orhan Şaik Gökyay gibi isimlerle birlikte yargılanmış ve 9 ay 10 günlük hapis cezasına çarptırılmıştır. Tophane Askerî Cezaevi'nde kalan Türkeş, 1945 yılında Askerî Yargıtay'dan çıkan kararla beraat etmiş ve tekrar ordudaki görevinin başına dönmüştür. 1955 yılına gelindiǧinde Harp Akademisi'nden mezun olan Türkeş, 1955-1957 yılları arasında -ABD'de- NATO Daimî Komitesi'nde Türk Genelkurmayı'nı temsil heyetinde çalışmış, 1959 yılında ise Almanya'ya Atom Nükleer Okulu'nda staj yapmak üzere gönderilmiştir. Bu görevlerin ve eǧitimlerin akabinde Türkiye'ye dönen ve albaylıǧa yükseltilen Türkeş, Kara Kuvvetleri Komutanlıǧı'nda NATO şube müdürü olarak görev almıştır. 27 Mayıs 1960 tarihinde yaşanan darbeden kısa bir süre önce Elazıǧ'daki görev yerinden Ankara'ya tayin edilen Alparslan Türkeş, darbe bildirisini radyodan okuyan isim olmuştur. Darbe bildirisini okuduktan sonra tanınırlıǧı artan ve adı sıkça duyulan Türkeş, aynı zamanda yönetime el koyan ve otuz yedi kişiden oluşan Millî Birlik Komitesi üyeleri arasında yer almıştır. Darbe sonrasında Başbakanlık Müsteşarlıǧı görevini üstlenmiştir. Ancak bir süre sonra komite üyeleri arasında yaşanan görüş ayrılıǧına baǧlı olarak 13 Kasım 1960 tarihinde Millî Birlik Komitesi Başkanı Orgeneral Cemal Gürsel'in yayınladıǧı bir bildiri ile Komite feshedilmiştir. Sonrasında yeniden oluşturulan Millî Birlik Komitesi'nde ülkenin yönetiminde köklü deǧişiklikler yapılarak ülke yönetiminin sivillere bırakılmasını istemeyen on dört subaya - 14'ler - yer verilmemiştir. Atılan bu adımla Türkeş'in de içerisinde yer aldıǧı on dört subay Türk Silahlı Kuvvetleri'nden emekliye sevk edilmiş ve Türkeş yurt dışına - Yeni Delhi'ye - büyükelçi müşaviri olarak gönderilmiştir (Çetin, 2019, s. 615-616).
Bahsi geçen yıllarda Türkeş, içerisinde bulunduǧu durumdan, yaftalanmaktan ve yaranamamaktan sitem etmektedir. Türkeş, izlediǧi siyaseti toplumcu söylemlerle geliştirdiǧinde komünistlikle yaftalandıklarını, milliyetçi söylemleri ön plana çıkardıklarında faşistlikle suçlandıklarını, meseleleri ilmi olarak ele almaya çalıştıklarında dinsiz olarak etiketlendiklerini ve konulara toplumun büyük çoǧunluǧunun benimsemiş olduǧu İslamiyet odaklı deǧerlendirdiklerinde ise gerici olarak itham edildiklerini dile getirmektedir. Aynı zamanda Türkeş, 1960 darbesi sonrasında Yassıada mahkÛmlarını idam ettiren kişiler olarak lanse edilmelerinden duyduǧu rahatsızlıǧı da dile getirmiştir7 (Türkeş, 1965). Zira Türkeş'in Yeni Delhi'de müşavirlik yaptıǧı zaman diliminde Cemal Gürsel'e gönderdiǧi mektupla - yargılamaların devam ettiǧi süreçte - Demokrat Parti ileri gelenlerinin ve Adnan Menderes'in idam edilmemesi isteǧini iletmiştir. Ancak bu talebi karşılık bulmamış ve Menderes ve arkadaşları idam edilmiştir. Bu olaydan yaklaşık iki sene sonra ise Türkeş - 1963 yılında Hindistan'dan Türkiye'ye dönüş yapmıştır (Çetin, 2019, s. 616).
Türkiye'ye döndükten sonra siyaset sahnesine çıkacaǧını duyuran Türkeş, 1963 yılında yurda döndükten sonra girişimlere başlamıştır. 27 Mayıs 1960 darbesi sonrası süreçte Alparslan Türkeş'in birlikte hareket ettiǧi isimlerden Rıfat Baykal, Muzaffer Özdaǧ, Dündar Taşer ve Ahmet Er 1965 yılının 31 Mart'ında Cumhuriyetçi Köylü Millet Partisi'ne (CKMP) katılmışlardır. Sonrasındaki zaman diliminde bu kadro daha da genişlemiş, 31 Temmuz 1965 tarihinde ise CKMP'nin Genel Başkanı olarak Alparslan Türkeş seçilmiştir. Türkeş'in genel başkanlık koltuǧuna oturması sadece bir parti liderliǧi olmamış, Türk siyasal hayatında yeni bir sayfanın açılması anlamına gelmiştir. Özellikle 19. yüzyılda dil ve tarih alanında yapılan çalışmalarla ortaya çıkan, 20. yüzyılın ilk çeyreǧinde ise fikir adamları tarafından ön plana çıkartılan ve 3 Mayıs 1944 tarihindeki hadise ile birlikte kitleselleşen Türk milliyetçiliǧi fikri ilk defa bir siyasi parti tarafından nevi şahsına münhasır başat bir doktrin olarak vücut bulmuştur. Ortaya çıkan bu tablo sadece bir siyasi hareket ya da akım olarak deǧil, "Ülkücü Hareket" olarak tarif edilen siyasi ve fikri bir geleneǧin temerküz etmesi anlamına gelmiştir (Sanlı, 2019, s. 36-37). 1970 yıllarında Milliyetçi Cephe Hükümetlerinde önemli bir rol üstlenmiş olan Türkeş'in 1980 yılında gerçekleşen darbe sonrasında partisi kapatılmış ve idamla yargılanmıştır (Alpdoǧan, 2022, s. 24). Yargılandıǧı bu davadan 9 Nisan 1985 tarihinde beraat etmiş ve 6 Eylül 1987 tarihinde yapılan referandumla birlikte de siyaset yapma yasaǧı kalkmıştır. Hemen akabinde 4 Ekim 1987 tarihinde yapılan Milliyetçi Çalışma Partisi (MÇP) Olaǧanüstü Kongresi'nde ise genel başkanlıǧa seçilmiştir. 24 Ocak 1992 tarihine gelindiǧinde ise MÇP'nin 4. Olaǧanüstü Kurultayı'nda partinin adı Milliyetçi Hareket Partisi (MHP), amblemi ise üç hilal olarak deǧiştirilmiştir (Usubaliev, 2018).
Ülkücü hareketin ve Milliyetçi Hareket Partisi'nin inşasına önderlik eden Alparslan Türkeş namıdiǧer "başbuǧ", etrafında lider kültü oluşturulmuş bir politikacıdır. Türkeş, özgün bir fikir adamı olmamakla birlikte Türk milliyetçiliǧi anlayışını popüler bir siyasal ideolojiye dönüştürme noktasında önemli bir isimdir. Türkeş'in milliyetçiliǧi, ulusal kimliǧin 'doǧal' bir unsuru olmaktan çıkarıp müstakil ayrı bir politik kimliǧe dönüşmesine taşıyıcılık etmesi 'Türkeşçi' doktrin ve ideolojinin oluşmasına yol açmıştır (Bora, 2017, s. 686). Bu ideoloji ve doktrini hayata geçirmek için Türkeş, 20. Yüzyılın ikinci yarısında milliyetçilik ideolojisini geliştirmiş ve geliştirdiǧi "9 Işık Doktrini" ile yeni bir iktisadi kalkınma reçetesinin yolunu göstermiştir. Milliyetçilik, Ülkücülük, Ahlakçılık, İlimcilik, Toplumculuk, Köycülük, Hürriyetçilik ve Şahsiyetçilik, Gelişmecilik, Endüstri ve Teknikçilik "9 Işık Doktrini"nin ilkeleri olmuştur (Çarkçı, 1998, s. 63). Şüphesiz bu ideolojinin oluşumunda bir önceki bölümde ifade edilen politik psikoloji kuramlarının ve yaklaşımlarının tesiri söz konusudur.
Esasında Türkiye ölçeǧinde Alparslan Türkeş'in izlediǧi siyaset ve mihmandarlıǧını yaptıǧı milliyetçi ideolojinin olgunlaşması uluslararası sistemde yaşanan gelişmelerden baǧımsız deǧerlendirilmemelidir. Keza 19. yüzyılın başlarında Türkistan ve Kafkasya'daki Türk topraklarının çoǧu Çarlık Rusya'sı tarafından işgal edilmiş; 1828 yılında Azerbaycan, 1854'ten itibaren de Türkistan Cumhuriyetleri baǧımsızlıklarını yitirmeye başlamıştır. Yaşanan bu gelişmeler Anadolu Türkleri ile Türkistan Türkleri arasında yaklaşık iki asırlık bir ayrılıǧın da nişanesi olmuştur. Ancak 1991 yılına gelindiǧinde Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliǧi'nin iflasını ilan etmesiyle birlikte bugünkü Türk Cumhuriyetleri birer birer baǧımsızlıklarını ilan etmeye başlamışlardır. Tüm bu gelişmeler bir arada düşünüldüǧünde Merhum Alparslan Türkeş'in tutuklandıǧı Irkçılık/Turancılık davasında mahkemeye sunduǧu kayıtlı savunma metninde yer alan Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliǧi'nin (SSCB) 1965'te ya da 1990'da daǧılacaǧı ve o coǧrafyadaki Türklerin tutsaklıktan kurtularak özgürlüklerine kavuşacaǧı ve Türk Dünyası ateşinin yanacaǧına ilişkin söylemleri daha anlamlı bir hale bürünmektedir. Nitekim Türkeş'in bu öngörüsü ve idealleri uǧruna attıǧı adımlar 1991 sonrası somutlaşmıştır. Türkeş, SSCB'nin daǧılması ile birlikte büyük bir fırsat doǧduǧunu düşünerek Türk Dünyası'nın ekonomik ve sosyokültürel anlamda uzun vadede hizmet etmesi gayesiyle bizzat başkanlıǧını üstlenerek "Türk Devlet ve Toplulukları, Dostluk, Kardeşlik ve İşbirliǧi Vakfı"nı (TÜDEV) kurmuştur. Bu vakıf her yıl Türk Dünyası Kurultayları düzenlemeye başlamıştır. TÜDEV, ilk toplantısını 21-23 Mart 1993 tarihleri arasında Antalya'da Türkiye'den altı yüz, Türk devlet ve topluluklarından da altı yüz olmak üzere toplamda bin iki yüz delegeyle gerçekleştirmiştir (Çarkçı, 1998, s. 61).
Nitekim özgünlüǧü ve çok yönlülüǧü ile ön plana çıkan Alparslan Türkeş, Türk siyasal hayatında önemli bir siyasi lider/aktör olarak kendine yer edinmiştir. Türkeş'in 1917 yılında Lefkoşa'da başlayan yaşan serüveni pek çok siyasi ve iktisadi meseleye şahitlik etmiştir. 1929 Buhranı, Tek Parti Dönemi, Birinci Dünya Savaşı, İkinci Dünya Savaşı, Soǧuk Savaş Dönemi, 1960 İhtilali, 1980 İhtilali ve 28 Şubat süreci olmak üzere pek çok olaya şahitlik etmiştir. 1930'lu yıllarda subay olan Türkeş, 1940'lı yıllarda Irkçılık/Turancılık davasında bir mahkÛm, 1960 İhtilali ve sonrasında Millî Birlik Komitesi üyesi, Başbakanlık Müsteşarı, 1965 yılında parti genel başkanı, 1970'li yıllarda sosyal bir hareketin lideri ve nazırı, 1980'lerde idamla yargılanan bir politikacı, 1990'lı yıllarda ise demokratlıǧıyla ön plana çıkan ve üst akıl pozisyonuna sahip bir liderdir (Alpdoǧan, 2022, s. 1). Alparslan Türkeş'in oldukça meşakkatli ve mücadele ile geçen ömrü 4 Nisan 1997 tarihinde ise geçirdiǧi kalp krizi ile birlikte nihayete ermiştir (Usubaliev, 2018).
4.1. Türkeş'in Milliyetçilik Anlayışı
Türkiye özelinde milliyetçilik denildiǧinde akıllara önemli bir siyasi aktör olan Alparslan Türkeş gelmektedir. Genel başkanlıǧını yaptıǧı Cumhuriyetçi Köylü Millet Partisi (CKMP) ile daha sonra ismi Milliyetçi Hareket Partisi (MHP) olan iki partinin seçim beyannamelerinde milliyetçilik anlayışını açık bir şekilde ortaya koymuştur. 1965 ve 1969 yılında yayımlanan seçim beyannamesindeki milliyetçilik tanımı şu şekilde yapılmıştır;
"Türk milliyetçiliǧini; Türk milletine, kültürüne, devletine, sevgi, baǧlılık ve hizmet ülküsü olarak tanıyoruz. Bu bakımdan bütün milliyetçi dernekleri desteklemek ve geliştirmek kararındayız. Millî ülkü ve millî kültürün ihyasını, ele alınması gereken en büyük dava olarak görüyoruz. Türk Milletinin refah ve mutluǧunu, kişi, zümre, sınıf ve parti çıkarlarının üstünde görüyoruz" (C.K.M.P, 1965, s. 11), (MHP, 1969, s. 12).
MHP'nin 1995 yılında yayımlanan seçim beyannamesinde ise milliyetçilik;
"MHP, milletin ve onu bir arada tutan temel degerlerin olusturdugu milliyetçiligi çaglarin en önemli gerçegi, siyasi ve sosyal olaylarin hareket merkezi olarak kabul etmektedir. MHP, irkçi ve emperyalist amaçları olan batı kaynaklı olumsuz milliyetçilik anlayışının, bölücü sınıf devleti anlayışının karşısındadır. Türk milleti, kendini Türk kabul eden, Türk devletine ve vatanına sadakatle baǧlı bulunan, ortak bir soy ve kültür şuuru taşıyan ve bu şuuru devam ettirme iradesine sahip çıkan fertlerden meydana gelmiştir" şeklinde tanımlanmıştır (MHP, 1995).
Türkeş, partisinin temel doktrinlerini 9 Işık olarak nitelendirilmiş ve 1967 yılında aynı isimle bir eser yayımlanmıştır. Bu eserde hem kendisinin hem de partisinin birçok görüşüyle birlikte milliyetçilik görüşüne de yer vermişlerdir (Türkeş, 1967, s. 6);
"Milliyetçilik, Türk Milletine karşı beslenen derin sevginin ifadesidir. Kalbinde başka bir ırkın gururunu taşımayan ve kendisini samimi olarak Türk hisseden ve Türklüǧe adayan herkes Türk'tür. Biz; Türk Milletine mensup olduǧumuza göre, bu milletin içinden çıkmış insanlar olduǧumuza göre, elbette ki kendi milletimize karşı derin bir baǧla baǧlı olacaǧız ve bu milletin yükselmesi için bu milletin haklarının daima her çeşit tesirlerden uzak, her şeyin üstünde bulundurulması için çalışmayı görev tanıyacaǧız. İşte bu sebeplerden dolayı bizim milliyetçiliǧimiz, Türk milletine karşı duyulan derin, köklü bir sevgi ve Türk Milletinin içinde bulunduǧu müşkül durumdan bir an önce, en modem, en ilmî metotlarla çıkarılarak, en kısa yoldan modem uygarlıǧın en ön safına geçirilmesini saǧlama duygusundan, kuvvet alır. Milliyetçiliǧimiz başkalarına karşı kin, garez duygularıyla beslenmez. Demek ki Türk Milliyetçiliǧi, Türk Milletine karşı duyulan derin sevgi, baǧlılık ve onu güç durumdan kurtarıp kuvvetli, her çeşit korkudan, baskıdan uzak, şerefiyle yaşayan, müreffeh, mutlu ve modern uygarlıkta en ön safa geçmiş bir hale getirmek isteǧi ve bu isteǧin yarattıǧı duygudur. Birinci prensibimiz olan Milliyetçiliǧimizin özet olarak tarifi ve izahı budur"
Türkeş'in Türk milliyetçiliǧinin temel görüşlerini özetlemek gerekirse; öncelikli olarak Türk milletinden olmak ve milletini severek, Türk devletine sadakatle hizmet aşkı taşımaktır. Buna ek olarak vatana baǧlılık duygusu ile birlikte milletini gelecekte ileri hedeflere taşımak için elinden gelen fedakârlıǧı yapmak ve bu doǧrultuda çalışma şuuruna sahip olmak şeklinde ifade edilebilir. Başka ülkelere ve milletlere karşı özlem, özenti hissi taşımaması ve kendisini Türk milletine ait hissetmesi ile devletine hizmet etme aşkı taşıması gerekmektedir. Fakat milliyetçilik anlayışında başka milletlere karşı kin, nefret ve öfkeye yer vermemektedir. Ona göre Türk milletine duyulan derin sevgi esas alınmaktadır. Bu doǧrultuda yaşayan, benzer duyguları hisseden herkes ona göre Türk'tür (Yılmaz, 2023).
Türkeş, milliyetçiliǧi açıklarken Türkçülük kelimesinin de üzerinde durmuş ve doktrine bu kelimeyi de eklemişlerdir. Nedenini ise şu şekilde ifade etmiştir (Türkeş, 1967:7);
"Bunun yanma Türkçülük kelimesini de ilave ediyoruz: Milliyetçiyiz, Türkçüyüz. Neden Türkçüyüz? Çünkü milletimiz Türk milletidir. Türkçülük ne demektir? Türkçülük, Türk milletinin hayatının her safhasında, yapacaǧı her şeyin Türk ruhuna, Türk geleneǧine uygun olması ve Türk'e yararlı olması amacının, fikrinin ön plânda tutulmasıdır. Türkçe konuşacaǧız, Türkçeyi daima her şeyin üstünde tutacaǧız. Yapılacak her işte Türklük ruhuna, Türkün özelliǧine uygun ve Türk milletine yararlı olması şartını göz önünden kaçırmayacaǧız. Türkçülüǧün de kısaca tarifi budur. Birinci prensibimiz olarak aldıǧımız Milliyetçilik ve Türkçülük, kısaca yaptıǧımız bu izah ve tarifle işte bu şekilde ortaya konmuş oluyor."
Türkeş ve partisinin milliyetçilik ve Türkçülük üzerine görüşleri beraberinde Türk siyasal hayatına yeni bir kavramı da kazandırmıştır. Ülkücülük olarak bilinen ve partililerin bu şekilde nitelendirildiǧi kavrama göre birey, öncelikli olarak kendi milletine hizmet etmeli, onu yüceltmeye ve mutlu etmeye odaklanmalı, bu doǧrultuda çalışmalıdır. Bunu yaptıǧı takdirde sadece milletine deǧil tüm insanlıǧa hizmet etmiş olacaktır. Çünkü ona göre insanlık ailesi, yeryüzünde yaşayan bütün insanlar, milletler denen ayrı ayrı üyelerin bir araya gelmesinden ibarettir. Dolayısıyla kendini ait olduǧu millete hizmet etmeye adamış birisi aynı zamanda tüm insanlık ailesine hizmet etmiş olacaktır. Eǧer bir birey öncelikli olarak kendi milletine hizmet etmez ise onun insanlıǧından bahsetmek mümkün deǧildir. Bu baǧlamda ülkücülük, Türk milletini kısa zaman içerisinde uygarlıǧın en üst seviyesine çıkarmak, mutlu, müreffeh hale getirerek, baǧımsız, özgür, kendi haklarına sahip bir hayata kavuşturmayı amaçlayan bir doktrin olarak görülmektedir (Türkeş, 1967, s. 8-9).
Türkeş, Türk kimliǧi ile Türk milliyetçiliǧi ve bu baǧlamda Türkçülük kavramları üzerine ayrımı yaptıktan sonra Turancılık üzerine olan fikirlerini de ülkücülük üzerinden tanımlamıştır. Bu doǧrultuda Türk adı taşıyan herkesin her milletin tabii olduǧu haklara sahip olduǧunu ve bundan asla vazgeçmeyeceǧini vurgulamıştır. Ayrıca Türk milliyetçiǧi ile İslam arasındaki bütünleşmeyi de yine Türkeş önemsemiş ve birçok seçim beyannamesinde bunu dile getirmiştir. İslam dini ile milliyetçiǧin bütünleşmesindeki en önemli itici güç ise komünizm karşıtlıǧı olmuş ve 1977 seçim beyannamesinde bu durum bir hedef olarak ortaya konmuştur. Çünkü komünizm, kimlik, kültür ve manevi deǧerlerin bozulmasında önemli bir etkendir. Milliyetçiǧin önemli olguları olan bu deǧerlerin korunması için de öncelikli olarak İslam ahlakının korunması ve benimsenmesi görüşü hâkim olmuştur (Erdal, 2019, s. 193).
5.Sonuç Yerine: Politik Psikoloji Baǧlamında Türkeş'in Milliyetçilik Anlayışı
Milliyetçilik, Fransız devrimi ile birlikte ortaya çıkmış temel ideolojiler arasında yer almaktadır. Türkiye özelinde ise milliyetçilik denildiǧinde akıllara gelen en önemli siyasi karakterlerden birisi Alparslan Türkeş'tir. Türkeş ve takipçilerinin milliyetçilik anlayışının etnosembolist bir yaklaşım içerisinde olduǧu söylenebilir. Milliyetçilik kavramını açıklamada kullanılan etnosembolizm, mitler, deǧerler ve simgelerin milliyetçiliǧin ortaya çıkmasında ve süreç içerisinde var olmasında önemli görülmektedir. Türkeş'in ve partisinin milliyetçilik anlayışında bu kavramın izlerine rastlamak mümkündür. MHP'nin resmi internet sayfasında8 Türkeş'in söylemiş olduǧu iddia edilen cümlelere yer verilmiştir. Etnosembolizm'i örneklendirilecek bir cümlesinde Türkeş, "Hepiniz birer Türk Bayraǧı'sınız. Bayraǧı lekelemeyin, kirletmeyin yere düşürmeyin" ifade ederek bayaǧı bir simge ve sembol olarak yüceltmiştir. Diǧer bir cümlesinde ise "Türk töresi, Türk ülküsünün ayrılmaz parçasıdır" diyerek geleneklerin ve törelerin önemini ortaya koymuştur. Dolayısıyla bu iki ifadede Türkeş'in milliyetçilik anlayışını incelerken etnosembolizm kavramının izlerini görmek mümkündür.
Psikodinamik yaklaşım, milliyetçiliǧi açıklamada kullanılan önemli psikolojik yaklaşımlardandır. Bu göre bireyler, dünyayı iyi ve kötü olarak ikiye ayırırken, kendi ulusunun bireylerine olumluluk atfederken, karşıt olduklarına ya da diǧer ulusların bireylerin özelliklerine olumsuzluk atfetmektedir. Dolayısıyla kendi ulusunu yücelten bir yaklaşım olarak deǧerlendirilmektedir. Türkeş'in milliyetçilik anlayışını bu baǧlamda deǧerlendirmek gerekirse "İnsanlık âleminin en şerefli bir ailesi Türk Milleti'dir" cümlesinde milletini ve bu millete ait olan bireyleri yücelten bir anlayışta olduǧunu yine açık bir şekilde ortaya koymuştur.
Gerçekçi Grup Çatışması yaklaşımı da politik psikolojide milliyetçiliǧi açıklamada faydalanılan önemli yaklaşımlardan bir tanesidir. Bu yaklaşıma göre, toplumlar ya da milletler biz ve onlar şeklinde iç grup ve dış grup olarak nitelendirilen bir ayrışma söz konusudur. Şerif ve arkadaşlarının da deneylerinde basit bir şekilde gözlemlediǧi gibi bir grup ikiye ayrıldıǧında birbirleri arasında herhangi bir rekabet olmasa dahi kendiliǧinden çatışma ortamının oluşabileceǧini ortaya koymuşlardır. Türkiye'de 1970'lerde ve 1980'lerde milliyetçiler hatta ülkücüler olarak tabir edilen Türkeş'in takipçileri ile solcular arasında yaşanan çatışmaları bu kuram ile açıklamak mümkündür. Aynı zamanda Türkeş'in milliyetçilik anlayışında biz diye tabir edilenler "ülkücüler" olarak deǧerlendirilebilirken onlar ise "komünistler" olarak deǧerlendirilebilir. Bu baǧlamda 1977 seçim beyannamesinde "Komünizm, devletimizi yıkmak, vatanımızı bölmek için içimize nifak ve kin tohumları saçmaktadır" ifadesine yer verilerek bu ideolojiye karşı mücadele edecekleri birçok noktada ifade edilmiştir.
Politik psikoloji baǧlamında diǧer kuramlar ise "sosyal kimlik" ve "sosyal baskınlık" kuramlarıdır. Sosyal kimlik kuramına göre, gerçekçi çatışma kuramında olduǧu gibi iç grup ve dış grup kimliǧi yaklaşımı söz konusudur. Gruplar arasında herhangi bir çatışma veya rekabet ortamını ortaya çıkarabilecek rasyonel bir neden olmasa da bu ayrışmanın ortaya çıkabileceǧi belirtilmiştir. Diǧer bir kuram olan sosyal baskınlık kuramı ise, toplum içerisinde bir kimlik diǧer kimliklere göre çok daha üstün ve baskındır. Türkeş ve Türk milliyetçiliǧi içerisinde de hâkim ve baskın kimlik Türk kimliǧi ile birlikte Müslüman kimliǧidir. Bu durum hem seçim beyannamelerinde hem de tüm alanlarda kendisini göstermektedir. "Türklük bedenimiz, İslamiyet ruhumuzdur. Ruhsuz beden ceset olur" cümlesiyle Türkeş, milliyetçilik ile İslamiyet yaklaşımını baskın bir kimlik olarak ön plana çıkarmış, aynı zamanda harmanlanmış iki olgu olarak ortaya koymuştur. Bunun yanı sıra iç grup kimliǧi baǧlamında Türk kimliǧi çoǧunlukla iç grup kimliǧi olarak deǧerlendirilirken; toplum içerisindeki diǧer minimal kimlikler ise dış grup kimliǧi olarak deǧerlendirilmiştir.
Sonuç olarak Türk milliyetçiǧinin siyasal alandaki önemli temsilcilerinden biri olan Alparslan Türkeş ve liderliǧini yaptıǧı partilerin politik psikoloji baǧlamında milliyetçilik yaklaşımlarında etnosembolizm izleri görülmüştür. Bununla birlikte politik psikolojide milliyetçiliǧi açıklayan kuramlardan psikodinamik yaklaşım, gerçekçi grup çatışması kuramı ve sosyal baskınlık kuramı Alparslan Türkeş'in milliyetçilik anlayışında yer almış; mevcut durum ise Türkeş'in liderliǧini üstlendiǧi partilerin seçim beyannamelerinde ve kendisinin konuşmalarında kendisini açık bir şekilde göstermiştir.
Araştırma ve Yayın Etiǧi Beyanı
Bu çalışma bilimsel araştırma ve yayın etiǧi kurallarına uygun olarak hazırlanmıştır.
Yazarların Makaleye Olan Katkıları
Yazarlar çalışmaya eşit oranda katkı saǧlamıştır.
Destek Beyanı
Araştırma herhangi bir kurum ve kuruluş tarafından desteklenmemiştir.
Çıkar Beyanı
Herhangi bir çıkar çatışması yoktur.
Makale Gönderim Tarihi:18/02/2023
Makale Kabul Tarihi: 06/03/2023
3"9 Işık Doktrini" ile ilgili ayrıntılı bilgi için bkz. (Türkeş, 1967).
4 Milliyetçilik, ünlü felsefeci Karl Popper'a göre "Açık Cemiyet" in kurulmasını önleyen en büyük engellerden ve histerik hezeyandan başka bir şey deǧilken, çaǧdaş siyaset bilimci Karl Deutsch'a göre ise insanlıǧın bugün ulaşmış olduǧu en modern birim olan millete erişebilmenin anahtarı mahiyetindedir (Niyazi, 2014, s. 9).
5 Gökalp'e göre ulusal hareketler özellikle Doǧu toplumlarında kültürel uyanma ile başlamakta, sonrasında siyasal bir akım halini almakta ve nihayet son aşamada ise ekonomik bir programa baǧlanmaktadır. Gökalp bu üç aşamalı görüşe uygun olarak çaǧdaş Türk Ulusçuluǧunun köklerini "Türkçülük" olarak adlandırdıǧı kültür ve düşünce akımında bulmaya çalışmıştır (Heyd, 2002, s. 103).
6 Bir milletin millî kültürü ve medeniyeti sarsıntıya uǧradıǧında bunun etki edeceǧi ilk adres devlet olacaktır. Çünkü medeniyetin ve millî kültürün sarsılması aynı zamanda medeniyetin ve millî kültürün taşıyıcısı insanın bazı deǧerlerini yitirmesi anlamına gelecektir (Niyazi, 2013, s. 17).
7 İlgili röportaja ilişkin bölümler için bkz. (Sanlı, 2019, s. 44-45). 1960 yılında gerçekleşen askerî darbeyle halkın meşru yollarla seçtiǧi iktidar devrilmiş ve Meclis feshedilerek bir dizi yargılamadan sonra Adnan Menderes başta olmak üzere pek çok siyasi mahkÛm, idam edilmiştir (Özkan, 2022b, s. 232-233).
8 İlgili sözler için Milliyetçi Hareket Partisi'nin https://www.mhp.org.tr/mhp_index.php resmi internet sitesinde yer alan "Başbuǧ Alparslan Türkeş'in Özlü Sözleri" bölümüne bkz.
Kaynaklar
Akıncı, A. (2019). Milliyetçiliǧin Kökenleri: Etnisite/Ulus (Millet) İlişkisi. İnsan&İnsan, s. 413-430, https://doi.org/10.29224/insanveinsan.540654
Alpdoǧan, F. F. (2022). Alparslan Türkeş: "Bir Lider Portresi ve Teori Olarak Demokratik Milliyetçilik". Sosyolojik Düşün(1), 1-31. doi:10.37991/sosdus.1120201
Anderson, B. (1995). Hayali Cemaatler: Milliyetçiliǧin Kökenleri ve Yayılması. İstanbul: Meta Yayınları.
Bora, T. (2017). Alparslan Türkeş. Milliyetçilik (Cilt 4, s. 686-696) içinde. İletişim Yayınları.
C.K.M.P. (1965). 1965Seçim Bildirgesi.
Copeaux, E. (2017). Türk Milliyetçiliǧi: Sözcükler, Tarih, İşaretler. Milliyetçilik (Cilt 4, s. 44-52) içinde. İletişim Yayınları.
Çarkçı, E. (1998). Çaǧını Aşan Lider: Başbuǧ Türkeş. Alparslan Türkeş (s. 61-68) içinde. Mavi Ofset Matbaacılık.
Çetin, A. (2019). Alparslan Türkeş (1917-1997) (3 b., Cilt EK-2). Ankara: TDV İslâm Ansiklopedisi.
Erdal, İ. (2019). MHP'nin Türk Kimliǧi ve Türk Milliyetçiliǧi Anlayışı ve Türk Dünyası'na Bakışı. Genel Türk Tarihi Araştırmaları Dergisi, 185-200.
Gellner, E. (1992). Uluslar ve Ulusçuluk. İstanbul: İnsan Yayınları.
Gökalp, E. (2007). Milliyetçilik: Kuramsal Bir Deǧerlendirme. Anadolu Üniversitesi Sosyal Bilimler Dergisi, 279-298.
Güngör, E. (1990). Türk Kültürü ve Milliyetçilik (8 b.). İstanbul: Ötüken Neşriyat.
Heyd, U. (2002). Türk Ulusçuluǧunun Temelleri (2 b.). (K. Günay, Çev.) Ankara: T.C. Kültür Bakanlıǧı Yayınları.
Houghton, D. P. (2015). Siyaset Psikolojisi: Durumlar, Bireyler, Olaylar. İstanbul: Bilge Kültür Sanat.
İslambay, D., & Ulu, B. (2016). Milliyetçiliǧin Politik Psikolojisi. Siyaset Psikolojisi (s. 293-320) içinde. Nobel Yayıncılık.
Kaplan, M. (2012). Nesillerin Ruhu (11 b.). İstanbul: Dergâh Yayınları.
MHP. (1969). MHP 1969 Seçim Bildirgesi: Memleket ve Dünya Hadiseleri. MHP.
MHP. (1995). 1995Seçim Bildirgesi. MHP.
Niyazi, M. (2013). Türk Devlet Felsefesi (9 b.). İstanbul: Ötüken Neşriyat.
Niyazi, M. (2014). Millet ve Türk Milliyetçiliǧi (4 b.). İstanbul: Ötüken Neşriyat.
Özkan, A. (2022a). Dış Politika ve Güvenlik Ekseninde Erdoǧan Türkiye'si ve Putin Rusya'sı (1 b.). Ankara: Nobel Akademik Yayıncılık.
Özkan, A. (2022b). Siyasi Parti Kapatmalarına Ulusal Güvenlik ve Demokrasi Açısından Tarihsel Bir Bakış. Türkiye İçin Yeni Anayasa Vizyonu ve Yol Haritası (s. 231-251) içinde. Savaş Yayınevi.
Özkırımlı, U. (2010). Theories of Nationalism A Critical Introduction. UK: Palgrave Macmillan.
Özler, H. (2018). Siyaset ve Psikoloji. Bursa: Etkin Basım Yayın Daǧıtım.
Sanlı, F. S. (2019, 10). Alparslan Türkeş ve Arkadaşlarının Aktif Siyasete Girişinin Türk Kamuoyundaki Akisleri. Milliyetçilik Araştırmaları Dergisi, 1(2), 35-59.
Smith, A. (1994). Milli Kimlik. Ankara: İletişim Yayınları.
Türkeş, A. (1965). Türkeş: 'Ne Faşist Ne de Irkçıyım". (A. İpekçi, Röportaj Yapan) Milliyet.
Türkeş, A. (1967). Dokuz Işık. İstanbul: C.K.M.P. Eminönü İlçesi.
Usubaliev, M. (2018). Milliyetçilerin yolunu "Dokuz Işık"la aydınlatan siyasetçi: Alparslan Türkeş. https://www.aa.com.tr/tr/info/infografik/9552.
Yıldırım, O., & Kumcaǧız, H. (2022). Psikodinamik Yaklaşıma Göre İnsan Davranışlarının İncelenmesi. Adıyaman Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi, 103-132. doi:10.14520/adyusbd.105268
You have requested "on-the-fly" machine translation of selected content from our databases. This functionality is provided solely for your convenience and is in no way intended to replace human translation. Show full disclaimer
Neither ProQuest nor its licensors make any representations or warranties with respect to the translations. The translations are automatically generated "AS IS" and "AS AVAILABLE" and are not retained in our systems. PROQUEST AND ITS LICENSORS SPECIFICALLY DISCLAIM ANY AND ALL EXPRESS OR IMPLIED WARRANTIES, INCLUDING WITHOUT LIMITATION, ANY WARRANTIES FOR AVAILABILITY, ACCURACY, TIMELINESS, COMPLETENESS, NON-INFRINGMENT, MERCHANTABILITY OR FITNESS FOR A PARTICULAR PURPOSE. Your use of the translations is subject to all use restrictions contained in your Electronic Products License Agreement and by using the translation functionality you agree to forgo any and all claims against ProQuest or its licensors for your use of the translation functionality and any output derived there from. Hide full disclaimer
© 2023. This work is published under http://sbd.ogu.edu.tr/Article.aspx?12 (the “License”). Notwithstanding the ProQuest Terms and Conditions, you may use this content in accordance with the terms of the License.
Abstract
Türk siyasi hayatında pek çok önemli şahsiyet varlık göstermiş, ancak bu şahsiyetlerden pek azı fikirlerini, düşünce dünyalarını ve duygularını geleceǧe aktarabilmiştir. Geleceǧe aktarım saǧlayabilen bu isimlerden ön plana çıkan bir tanesi de Alparslan Türkeş olmuştur. Türkeş, asker kökenli bir siyasetçi olup hayata gözlerini yumduktan sonra dahi Türk siyasal hayatına yön verebilmeyi başarabilmiş nadir bir şahsiyet olarak kabul edilmektedir. Özellikle 1960 darbesi sonrasında milliyetçiliǧi, Türkçülük mefhumu etrafında kenetlemeyi başarabilmiş ve Türkçülük mefhumunu kurduǧu siyasal partiyle kemikleştirebilmiş bir aktör olmuştur. Sonrasında ise Türk siyasal hayatındaki özgül aǧırlıǧı dolayısıyla pek çok politik gelişmede aktif rol oynayan bir politikacı olarak ön plana çıkmıştır. Bu sebeple çalışmamızda, milliyetçilik mefhumunu şekillendiren ve dönüştüren bir lider olarak Türkeş'in felsefesi ve düşünceleri politik psikoloji baǧlamında ele alınacak ve bir çerçeve ortaya konmaya çalışılacaktır.