Content area
Abstract
Aydınlanma düşüncesinin ideali rasyonel bir toplum oluşturmaktı. Rasyonel toplum irrasyonel şeyleri reddeder - din, büyü, bâtıl inanç gibi. Ritüeller de bu kontekstte reddedilirler. Oysa ki insan, sosyal bir varlık olması gereği bir ritüel varlığıdır. Bu özelliği ile ritüeller insan hayatının vazgeçilmezidir.
Ritüeller, Durkheim'ın perspektifine göre insanın kutsal karşısındaki davranış teamülleridir. Ritüelin bu özelliğinden hareketle; kutsalın ve kutsallığın tarihsel süreçte geçirdiği dönüşüm ritüellerin de dönüşümüne sebep olmuştur. Rasyonalite süreciyle birlikte önceki ritüellerin yerlerine yeni ritüeller ikame edilmiş; rasyonel/seküler/modern ritüeller irrasyonel ritüellerin yerine geçmiştir. Artık aklın, bilimin, deney ve gözlemin konusu olan şeyler ritüel formda karşımıza çıkmaktadır.
Bu fikirleri sunmak için tezimi üç bölüm şeklinde tasarladım. Çalışmamın birinci bölümünde kutsal, düzen ve sembol fikirleri ışığında ritüel kavramını inceledim ve farklı ritüel tasniflerine yer verdim. Sonrasında ritüele ilişkin yaklaşımlara değinip insanın sosyal ve ritüel bir varlık olduğunu göstermeye çalıştım. İkinci bölümde rasyonalite kavramını ve rasyonalite sürecini tarihsel ve sosyolojik açıdan ele aldım. Bu bölümde özellikle Weber'in yorumlarına başvurarak modernite sürecinin aklın egemenlik süreci olduğunu ve anlamın bu dönemde buharlaştığını vurgulamak istedim. Üçüncü ve son bölümde ise Voegelin'in perspektifinden hareketle kutsalın geçirdiği dönüşümü ve rasyonalitede ritüellerin aldığı görünümü inceledim. Çünkü Voegelin moderniteyle birlikte bir içkinleşmenin yaşandığını; kutsalın aşkınlığını yitirdiğini söylemektedir. Ben de bu temel düşünceden hareketle modern kurumlardan örnekler vererek ritüellerin yeni durumunu takdim ettim.





